Kuran’da Affedicilik

Hepimizin eksikleri var ve bu dünyada tekamül halindeyiz. Yürümeyi veya bisiklete binmeyi düşe kalka öğrendiğimiz gibi, düşe kalka olgunlaşıyoruz. Yürümeye çalışırken üzerimize düşen birine kızıp ceza vermek mi daha doğrudur, yoksa affetmek mi? Olgunlaşmaya çalışırken “üzerimize düşen” kişilerin durumu da bu kabilden görülebilir.

Affedicilik, Kuran-ı Kerim’in pek çok ayetinde bahsedilen bir öğüttür. Bu bölümde; affetme kavramının Kuran’da ele alındığı birkaç ayeti inceleyip, affın altındaki mekanizma hakkında bazı fikirler göreceğiz.

Sözlük anlamı olarak ele alırsak; affetmek, insanın zarara uğradığı bir durumda, buna sebep olan muhatabına karşılık veya ceza vermekten vazgeçmesi olarak nitelendirilebilir.

Buradaki “zarar” kavramı görecelidir. Maddi bir zarardan bahsedilebileceği gibi; incinme, üzüntü, stres gibi manevi zararlar da düşünülebilir. İnsanın affetmesinin söz konusu olması için, öncelikle maddi veya manevi bir sebepten ötürü karşılık veya ceza verilebilecek bir durumun oluşması gerekir.

Kuran’ın affedicilik konusunda genel tavsiyesi, aşağıdaki ayette görülebilir.

“Muttakiler, bollukta da darlıkta da veren, öfkelerine hakim olan ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah iyilik edenleri sever.” (3:134)

Muhatabımızın kasten yaptığı bir davranıştan ötürü karşılık verme durumu doğabilir. Farkında olmadan, yani cehaletten ötürü verdiği bir zarar da söz konusu olabilir. Kuran, bu durumun da affedicilikle karşılanması gerektiğini ifade eder.

“Sen af ve müsamaha yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.” (7:199)

Kuran; insanların birbirini affetmesi ile Allah’ın kullarını affetmesi arasında da bir paralellik kurmaktadır.

“Sizin lütuf ve imkan sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah, bağışlayan, merhamet edendir.” (24:22)

Bazı insanlar; Allah’ın takdiri ve izniyle, dünya hayatında nüfuz sahibi olmuşlardır. Bunlar; kendinden zayıflar konusunda güç sahibidir. Güçlü birinin affedici olması; altındaki pek çok insan için olumlu bir fark yaratabilir. Affedici olmaması ise, bilakis pek çok insanın hayatını zorlaştırabilir. Allah; bu konumdaki insanları affediciliğe yönlendirmektedir. Güçsüz olup af uman insanlarla empati kurabilmeleri için, nüfuz sahibi insanların da Allah’ın affını umacaklarına işaret etmektedir.

Peki; bu ayetten “Güçsüz insanları affedeni, zamanı gelince Allah affeder” anlamı çıkar mı? Güç elindeyken af yolunu seçen insan, kozmik bir prensip sonucu kendi af dileyeceği duruma düştüğünde aynı şekilde af görecek midir?

İnsanın samimiyetle yaydığı şeyi çektiği şeklinde bir görüş bulunmaktadır. Bu görüşe göre; affedici davranan ve hoşgörü duygusunu özümseyen bir insan, varlığı süresince yine hoşgörü çekecektir. Ancak; alternatif görüşler de bulunmaktadır. Bu konudaki yorumu okurlara bırakıp, konumuza dönelim.

“Sözlerini bozdukları için onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Kelimelerin anlamlarını kaydırıyorlar, kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular. İçlerinden çok azı dışında onların daima hainliklerini görürsün. Yine de onları bırak ve önemseme, Allah, iyilik yapanları sever.” (5:13)

Kelimelerin anlamlarını kaydırıp ilmin anlaşılmasını kasten güçleştirmek, şüphesiz ki art niyetli ve çok çirkin bir günahtır. Bu günahın acı meyveleri, günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak Kuran; bu davranış karşısında dahi bir anlamda affediciliği önermiş, bu tarz davranışlar içinde olanları kendi haline bırakmayı öğütlemiştir. Yeri gelmişken okurlarımıza; Kuran’ı anlama yolunda sentez yaparken, kelimeleri Kuran’ın indiği dönemdeki öz anlamlarıyla ele alan yorumcuları da dinlemelerini tavsiye edelim.

Peki, affedicilik kolay mıdır? Herkes için her koşulda mümkün müdür?

Zarara uğrayan kişi farkındalığı yüksek biriyse, karşısındakinin neden o şekilde davranmış olduğunu anlayabilirse ve yaşadığı olay geçmişten gelen bir yarasına tuz olmadıysa; ortaya öfke çıkmayacağından affetmesi görece kolay olacaktır. Kişisel tekamülünü sürdüren, yıllar içerisinde olgunlaşan, farkındalığını ve anlayışını geliştiren biri; zaman içinde pek çok davranışın arkasındaki sebepleri görebilecek hale gelebilir. Bu kişi aynı zamanda (varsa) duygusal yaralarıyla ve psikolojik zayıflıklarıyla ilgilenip iyileştirdiyse, maruz kaldığı olaylar karşısında gittikçe daha az öfke hissedecek ve affedici davranmak doğal davranışı haline gelecektir.

Zayıflıktan değil, güçlüyken de samimi ve doğal bir şekilde ortaya konabilen affedicilik; şüphesiz ki olgunluk ve erdem göstergesidir.

Ancak; hepimiz zaman zaman bu ideal tablodan geriye düşebiliriz. Maruz kaldığımız haksızlık bizi öfkelendirebilir. İrademiz bu öfkeyi kontrol edecek kadar güçlü olabileceği gibi; bazı durumlarda kendimizi durduramayabiliriz.

Bu ve bu gibi durumlar, Kuran tarafından Kademeli Yaklaşım bölümünde gördüğümüz prensiple ele alınmıştır.

“Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” (16:126)

Bu örnek ayette görülebileceği gibi; Kuran, birinci öncelik olarak affediciliği öğütler. Affedicilik; kişi güçlü olmasına rağmen karşılık verme isteğinin olgunluktan ötürü hiç ortaya çıkmaması şeklinde vuku bulabileceği gibi, irade gücünden dolayı öfkenin kontrol edilebilmesi şeklinde de ortaya çıkabilir.

Eğer kişi affedemiyorsa ve hak kazandığı karşılığı mutlaka verecekse, o halde bir alt kademeye iniyoruz. Bu kademede; kişi karşılık verebilir, ancak vereceği karşılık da gördüğü zarara denk olmalıdır. Bu ölçüyü destekleyen bir başka ayet daha görelim.

“Bir kötülüğün cezası, onun benzeri bir kötülüktür. Kim de affeder ve düzeltirse, onun mükafatı Allah’a aittir. Allah, zalimleri sevmez.” (42:40)

Burada, iradenin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Karşılık verme isteğinin ortaya çıktığı durumlarda, Kuran’ın önerdiği ideal yol olan affediciliği seçebilmek, irademize bağlı hale gelmektedir. Yukarıdaki ayeti bir kez daha hatırlayalım.

“Muttakiler, bollukta da darlıkta da veren, öfkelerine hakim olan ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah iyilik edenleri sever.” (3:134)

Öfkeye hakim olabilmek, irade ile mümkündür. Oruç gibi bazı uygulamalar ise; insanın iradesini geliştirme özelliğine sahip olduğundan, bir anlamda affediciliği de kolaylaştırmaktadır. Bu nokta, Kuran’ın bütünselliği bağlamında dikkat çekicidir.

Author: Dr. Kerem Koseoglu

Mostly harmless

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s