Müslümana 55 Cevap

Aşağıdaki sorular, Kuran’ı inceledikten sonra kafasına takılan soruları kaleme alan bir arkadaşımız tarafından düzenlenmiş. Kendisi, pek çok kurum / kişiden cevap aramasına rağmen sonuç alamamış. Bu sorular dolaylı yoldan bana ulaştığında, kapasitem ve bilgim dahilinde cevaplandırmaya çalıştım. Hatamız varsa affola…

1. MÜDDESİR SURESİNDE “SEKAR’IN ÜZERİNDE 19 VARDIR” DERKEN 19 İLE NE ANLATILMAK İSTENMİŞTİR?

Bu sorunun cevabı, Sekar Nedir makalemizde verilmiştir.

2. BÜRUC SURESİNDE “KURAN KORUNMUŞ BİR LEVH-İ MAHFUZ’DADIR” DERKEN LEVH-İ MAHFUZ NEDİR? BU LEVHA NEDİR?

Bu sorunun cevabı, Levh-i Mahfuz Nedir makalemizde verilmiştir.

3. SAD SURESİNDE HZ. SÜLEYMAN’IN EMRİNE VERİLDİĞİ SÖYLENEN ŞEYTANLARDAN BUNLARDAN BAZILARI BİRA USTASI VE BAZILARI DALGIÇTI NE DEMEKTİR?

Söz konusu ayette geçen kelime “şeytan” değil “cin” kelimesidir.

Arapça Kelime Kökleri makalemizde açıkladığımız gibi; “cin” kelimesi gizlilik ifadesidir. Bu kökten gelen “Cenin”, anne karnında gizli olan bebeği ifade etmek için kullanılır. Cinnet, aklın örtülmesi ve öfke gibi bir başka duygu tarafından bastırılıp gizlenmesi sonucunda ortaya konan kontrolsüz davranışları ifade etmek için kullanılır. Ajan kelimesi de yine cin kökünü paylaşır – görevi / kimliği gizli kişileri tanımlar. Dolayısıyla; bu kökün gizlilik, görünmezlik ifade eden kelimelerin özü olduğunu sezebiliriz.

Cin kelimesi de; görülemeyen ve gizlenmiş varlıkları ifade etmek için kullanılır. Bazı yorumcular bu kelimenin aramızda yaşayan ama bizim gibi bedenlere sahip olmayan varlıkları ifade ettiğini söylerken, bazıları da yabancı, kimliği belirsiz insanları da kapsadığını ifade etmektedir.

Dolayısıyla; bu ayetle ilgili de iki yorum ortaya çıkmaktadır:

  • Hz. Süleyman, cinlerden (madde bedeni olmayan varlıklardan) bazı yardımcılara sahipti. Onlar, kendisi için çeşitli hizmetlerde bulunurdu.
  • Hz. Süleyman, kimliği belirsiz veya kendisi için çalıştığını gizleyen, veya benzeri bir gizeme sahip insanlardan da yardımcılara sahipti. Bu insanlar, kendisi için ustalıklarıyla bazı hizmetlerde bulunurdu.

4. KURAN’DA BİRÇOK YERDE TEKRARLANAN ALLAH DİLEDİĞİNİ SAPTIRIR NE DEMEKTİR? İNSANIN ÖZGÜR İRADESİ YOK MU? EĞER BEN İNANANSAM BILE ALLAH İSTERSE BENİ YOLUMDAN SAPTIRIP KÖTÜ YOLA MI İLETECEK? O ZAMAN CENNET CEHENNEM AYIRIMI NEDEN OLSUN? BEN NE KADAR İYİ BİR KUL OLMAYA ÇALIŞŞAM DA ALLAH BENİ İSTEDİĞİ ZAMAN SAPTIRACAKSA HERSEY ANLAMINI YİTİRMEZ Mİ?

Bu sorunun cevabı, Kader ve İrade makalemizde verilmiştir.

5. FATIR SURESİNDE BELİRTİLEN “İNSANIN DAHA ÇOK YAŞAMASI YA DA ÖMRÜNDEN EKSİLTİLMESİ BİR KİTAPTA YAZILIDIR” DERKEN BAHSEDİLEN KİTAP HANGİSİDİR? LEVHİ MAHFUZ’DAN MI BAHSEDİLİYOR?

Levh-i Mahfuz ile ilgili detaylı açıklamayı 2. soruda yaptık. Sorudaki ayete ait cevap için, önce ayeti inceleyelim.

“Va(A)llâhu ḣalekakum min turâbin śümme min nutfetin śümme ce’alekum ezvâcâ(i)(c) vemâ tahmilu min unśâ velâ teda’u illâ bi’ilmih(i)(c) vemâ yu’ammeru min mu’ammerin velâ yunkasu min ‘umurihi illâ fî kitâb(in)(c) inne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)

“Allah, sizi topraktan, sonra spermden yaratmıştır. Sonra sizi çiftler kıldı. Bir dişi O’nun haberi olmadan ne gebe kalır, ne de doğurur. Yaşayan bir varlığın ömrünün uzatılması veya ömründen kısatılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Bu Allah’a çok kolaydır.” (35:11)

Bu ayette Levh-i Mahfuz kelimesi geçmez, Allah katındaki bir kitaptan bahsedilir. 5. Sorunun cevabını da bu şekilde vermiş olalım. Bu ayette Levh-i Mahfuz geçmemesinin yanı sıra; burada bahsedilen kitabın Levh-i Mahfuz ile aynı şey olup olmadığı sorusuna farklı yorumlar yapılmıştır.

Ancak; Levh-i Mahfuz ile aynı şey olsun olmasın, bu ayeti yorumlayabiliriz. Bu konuda iki temel görüş bulunmaktadır.

Bu görüşlerden ilki; Allah her şeyi yarattığı ve bildiği için, olup biten her şeyin onun katında bilindiği ve (mecazi) bir kitapta kayıtlı olduğu yönündedir.

Örneğin, bir kaza atlatan birine “Bak neredeyse ölüyordu, demek ki ömrü uzatıldı” diyebiliriz. Veya bir başka sahnede, daha hayatta yapacak işleri olmasına rağmen genç yaşta hayatını kaybeden biri için “Demek ki ömrü kısaltılmış” diyebiliriz.

Bu ayette; Allah’ın her şeyi yaratma ve bilme sıfatından ötürü, olaylar bize nasıl gözükürse gözüksün, aslında onun katında bilinen ve planlanmış olduğuna dikkat çekilir.

İkinci görüş; Allah’ın kainatı yaratırken (adeta anayasa kitabı gibi) belli kanunlar / prensipler işleyecek şekilde yarattığı anlamını benimser. Bize ömrü uzamış gibi gözüken bir varlık, aslında bu kanunlar / prensipler çerçevesinde daha fazla yaşayacağı şekilde davrandığı için daha fazla yaşar – genel yaradılış kanunlar dışına çıktığı için değil. Aynı şekilde; bize ömrü kısalmış gibi gözüken bir varlık, yine bu kanunlar / prensipler çerçevesinde daha az yaşayacağı şekilde davrandığı için daha az yaşar – genel yaradılış kanunları dışına çıktığı için değil.

Bizim kanaatimize göre; bu görüşler çelişmemektedir. İkisi bir arada doğrudur.

Kader ve İrade makalemizde dile getirdiğimiz gibi; Allah, her şeyi yaratan ve her şeyi bilen sıfatlarına sahip olduğu için, kendi katında nelerin olup biteceğini bilir. Bu adeta bir kitapta yazılmış gibidir. Bu, yüce Allah’ın bakış açısındandır.

Biz kulların bakış açısı ise, (haşa) Allah’ın kitabını okuyamayacağımız için, tabiat kanunları ve prensipleri ile kısıtlıdır. Örneğin; tabiatta yerçekimi yasası vardır. Bu yasa, tüm canlılar için geçerli ve işleyen bir yasadır.

Yüksek bir yerden düşen bir kişi, yerçekimi yasasına tabi olduğu için yere çarpıp ölecektir. Bir anlamda, tabiat yasalarının kitabında yazılı olan yerçekimi kanunundan ötürü “ömrü kısalmış” olur. Dışarıdan bakanlar “Tüh, ömrü kısaldı” dese de, aslında sadece tabiatın yasa kitabı işlemiştir. O kişinin binadan düşeceği ise, her şeyi bilen Allah katındaki “kitapta”dır. Ancak biz o kitabı bilmediğimiz için, bizim gözümüzde bilinmezlik ve tabiat yasaları vardır.

Ayağı kayan bu kişi denize düşse, suyun kaldırma kuvvetinden ötürü yaşayacaktır. Bir anlamda, tabiat yasalarının kitabında yazılı olan kaldırma kuvvetinden ötürü “ömrü uzamış” olur. O kişinin suya düşeceği ise, her şeyi bilen Allah katındaki “kitapta”dır. Ancak biz o kitabı bilmediğimiz için, bizim gözümüzde bilinmezlik ve tabiat yasaları vardır.

6. TAHA SURESİNDE “ BİZ BU KURAN’I SEN ZAHMET ÇEKESİN DİYE İNDİRMEDİK” DERKEN SONUÇTA BİZ İNSANLARA 5 VAKİT NAMAZ KILMAK ORUÇ TUTMAK HACCA GİTMEK ABDEST ALMAK ZOR GELEBİLİYOR. KURAN’DA ZORLUK DİNİ OLMADIĞINDAN BAHSEDİLİRKEN BEN NAMAZ KILMAZSAM ORUÇ TUTMAZSAM GÜNAHA GİRİP CEHENNEME GİTMEYECEK MİYİM ANLAMINA MI GELİYOR?

Bu ayette “Kullarım, halk, müminler” değil, “sen” ifadesi kullanılmaktadır. Yani, Kuran’ın indirildiği Peygamber’e (SAV) hitap edilmektedir. Hatta hemen bir sonraki cümlede müminlerden bahsederek, ilk cümledeki ifadenin başka birine hitap ettiği fikrini güçlendirir:

“Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik. Saygıyla ürperene bir hatırlatma/düşündürme/öğüt verme olsun diye indirdik. O, yeri ve yüce gökleri Yaratanın katından peyderpey indirildi.” (20:2-4)

Kuran’ın başka yerlerinde de Peygamber’e (SAV) hitap vardır, hatta bazı yerlerde eleştiri izleri de bulunabilir. Bu ayetlerden istifade etmemiz, ayet bağlamındaki ifadeyi analiz edip bugüne getirmemiz ile olabilir.

Kuran’daki pek çok ayet, toplumda o sırada yaşanan olaylara istinaden indirilmiş ve 23 seneye yayılmıştır. Taha Suresi’ndeki bu ayetlerin, muhtemelen Peygamber’in (SAV) zorluk yaşadığı bir zamanda indirildiği ve kitabın / görevinin esas amacı hatırlatılarak bir anlamda motivasyonunun tazelendiği düşünülebilir.

Taha Suresi’nden, Peygamber’in (SAV) görevinde bazı zorluklar olduğunu anlıyoruz. Zor bir toplumda mesaj yaymaya ve reform yapmaya çalıştığı için, bu durum anlaşılır ve doğaldır. Bunun yanı sıra; Kuran’ın kaynağı ve amacı düşünüldüğünde, bu zorluklara muhakkak değecektir.

Bizim bundan çıkarabileceğimiz derslerden biri; kendi naçiz hayatlarımızda başkalarına faydalı ve hayırlı işler yaparken zorluklarla karşılaştığımızda, gerçek hedefimizi ve amacımızı kendimize hatırlatıp, Allah’ın yaptıklarımızı görüp bildiğini tekrar anımsayıp motivasyonumuzu tekrar sağlayabilmek olabilir. Bu konuda başka yorumlara da göz atabilirsiniz.

İbadet eksikliğinin cehenneme götürüp götürmeyeceği 55. soruda da ayrıca sorulduğundan, bu konudaki yorumu orada bulabilirsiniz.

7. TAHA SURESİNDE “SUR’A ÜFLENİNCE ARALARINDA FISILDAŞIRLAR; ANCAK 10 GÜN FALAN KALDINIZ, YOLCA EN SEÇKİNLERİ İSE EN FAZLA 1 GÜN KALDINIZ DER” DERKEN NE ANLATILMAK İSTENİYOR?

40. BAKARA SURESİ: “ ŞU KİŞİ ALLAH ÖLENLERİ NASIL DİRİLTECEK DEYİNCE ALLAH ONU 100 YIL ÖLDÜRDÜ VE SONRA GERİ DİRİLTTİ” BURADA BAHSEDİLEN KİŞİ KİMDİR?

22. MÜMİNUN SURESİ’NDE “ ALLAH BUYURUR: YERYÜZÜNDE YILLAR SAYISIYLA NE KADAR KALDINIZ? CEVAP VERİRLER: BİR GÜN YAHUT BİR KISMI KADAR. ALLAH: SADECE BİRAZCIK KALDINIZ, KEŞKE BİLİYOR OLSAYDINIZ.” DERKEN NE DEMEK İSTENİYOR? DÜNYA VE ALLAH KATINDAKİ ZAMAN VE SÜRELER FARKLI MI?

Bu soruların cevabı, Kuran’da Zamanın Göreceliliği makalemizde verilmiştir.

8. KURAN’DA BİRÇOK YERDE GEÇEN CENNET TASVİRLERİNDE HURİLERDEN BAHSEDİLİYOR. MAALESEF HURİ TANIMLARI BİRAZ CİNSELLİK ÇAĞRIŞIMLARI YAPIYOR. BUNUN GIBI CENNET TANIMLARI MAALESEF KÖTÜ ÇAĞRIŞIMLAR YAPIYOR. SİZ NASIL YORUMLUYORSUNUZ?

Bu sorunun cevabı, Cennet ve Huriler makalemizde verilmiştir.

9. VAKIA SURESİ’NDE “ KURAN TİTİZLİKLE SAKLANIR. ONA ARINDIRILMIŞLARDAN KİMSE DOKUNAMAZ” DERKEN ARINDIRILMIŞLAR DERKEN KİMDEN BAHSEDİLİYOR? KURAN’A DOKUNMAK DERKEN NE KASTEDİLMEKTEDİR?

Bu ayeti fiziksel olarak yorumlayanlar, “Kuran’ı iyi bir şekilde saklayın ve abdest almadan (okumak için) dokunmayın” sonucuna varmaktadır.

Ancak; bizim kanaatimize göre, bu ayetin anlamı içinde bulunduğu bağlamda anlaşılabilir.

“Şüphesiz o, şerefli bir okumadır/hitabedir/Kuran’dır. Korunmuş bir kitaptadır. Ona arınmış olanlardan başkasının dokunamaz. O Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?“ (56:77-81)

Görüldüğü gibi; ayetin bulunduğu bağlamda Kuran’ın mushafından (kağıda basılmış fiziksel örneğinden) değil, daha çok manevi kaynağından ve içeriğinden bahsedilmektedir. O yüzden, “arınmış olanlardan başkasının dokunmaması” ifadesi de bu bağlamda anlaşılmalıdır.

Müteşabih olduğu söylenebilecek bu ifade, iki şekilde anlaşılabilir.

Birinci anlamda; Kuran ayetleri (arınmış) melekler tarafından indirildiğinden, sadece (arınmış) melekler tarafından dokunulur. Allah – kullar arasında ona dokunan ve (haşa) kirletebilecek başka bir güç / aracı / vb bulunmamaktadır. Bu yorum maneviyata yakın bir yorum olmakla birlikte; kullanılan kelimenin “taşımak, indirmek” değil de “dokunmak” olması bizi ikinci anlama biraz daha yaklaştırır.

İkinci anlamda; Kuran’ı ancak kendini arındırmış kişilerin anlayabileceği ve istifade edeceği yorumu ortaya çıkar. Düşünecek olursak; “dokunmak” için bir şeyi öncelikle görebilmek, sonra yaklaşabilmek gerekir. Dokunma eyleminin sonucu ise, dokunulan şeyi hissetmek, deneyimlemek ve bilgi sahibi olmaktır.

Aklı dünya işleriyle ve şartlanmalarla dolu, kendini beden / zihin ile özdeşleştirmiş, travma / duyguların etkisi altında, huzursuzluk / acele hissi ile dolu, önyargı taşıyan, teslimiyet yerine kibir / asilik taşıyan, vb durumdaki bir kişi; Kuran’ın mushafını eline alsa (yani fiziksel olarak dokunsa) ve okusa bile, ayette işaret edilen manevi kaynağa / öze yaklaşamayacak (manevi anlamda dokunamayacak) ve sadece yüzeysel / şekilsel kabuğunu okuyup yüzeysel / şekilsel tartışmalar içerisine girecektir.

Kendini bu tarz manevi engellerden arındırarak Kuran’ı okuyan birinin ise, ayette işaret edilen manevi kaynağa yaklaşması ve “dokunması” mümkün olacaktır. “Dokunma” eyleminin sonucunda, dokunduğu ayetlerin manevi içeriğini hissedecek, deneyimleyecek ve bilgi sahibi olacaktır.

10. NEML SURESİ’NDE “ ALLAH YARATMAYA BAŞLAYIP SONRA TEKRAR TEKRAR YARATAN” (64.AYET) DERKEN REEAKARNASYONDAN MU BAHSEDİLİYOR? YANİ ÖLÜNCE BU DÜNYADA TEKRAR BAŞKA SURETTE DOĞUYORUZ HİPOTEZİNİ Mİ DOĞRULUYOR? YANİ TEKRAR BAŞKA SURETTE KIYAMET GÜNÜNE KADAR CAN MI BULACAĞIZ?

Bu sorunun cevabı, İslam ve Reenkarnasyon makalemizde verilmiştir.

11. İSRA SURESİ’NDE “KİM HAKSIZ YERE ÖLDÜRÜLÜRSE ONUN VELİSİNE/SÖZ HAKKI VERDİK AMA O DA ÖLDÜRMEDE SINIR TANIMAZLIK ETMESİN” DERKEN BİRİNİ ÖLDÜRME HAKKI MI TANINIYOR? BU SİZCE NE KADAR DOĞRU? SONUÇTA KURAN İNTİKAM YA DA KARŞILIK VERME AMAÇLI DA OLSA BİRİNİ ÖLDÜRMEYE İZİN VERİYOR YANİ CINAYETE YELTENDİRMIS OLMUYOR MU?

34. BAKARA SURESİ “ ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA ÜZERİNİZE KISSAS YAZILDI” NE DEMEKTİR? HANGİ ÖLDÜRÜLENLERDEN BAHSEDİLİYOR? BAHSEDİLEN KISSAS NEDİR?

35. BAKARA SURESİ “ KİM KARDEŞİ TARAFINDAN AFFEDİLİRSE O AFFEDENE EN GÜZEL BİÇİMDE ÖDEME YAPILMALIDIR” NE DEMEKTİR? NEDEN ÖDEME YAPILIYOR? BURADA NE ANLATILMAK İSTENİYOR?

Bu sorunun cevabı, Kısas makalemizde verilmiştir.

12. HUD SURESİ’NDE “KURAN AYETLERİ ÖNCE MUHKEN KILINMIŞ SONRA FASIL FASIL AYRINTILI HALE GETİRİLMİŞTİR” DERKEN BUNU YAPAN KİMLERDİR? KİMLERDEN BAHSEDİLMEKTEDİR?

Muhkem ve Müteşabih Ayetler makalemiz, bu konuda yanıt niteliğinde olacaktır. Muhkem ayetleri de müteşabih ayetleri de indiren Allah’tır.

13. SAFFAT SURESİ’NDE “YÜCE KONSEYDEN BİR SÖZ ÇALIP ÇARPAN OLURSA ONUN PEŞİNE HEMEN DELİCİ ALEVLİ BİR YILDIZ TAKILIR” DERKEN BAHSEDİLEN YÜCE KONSEY NEDİR? BUNU ÇALIP ÇIRPACAK KİMDİR?

Elinizdeki mealde “Yüce konsey” diye çevrilmiş olan ifadenin orijinali, “Mele-i A’la”dır. Bu ise, “Mil” sözcüğünden türemiştir – “Mil” kelimesi “Dolu olan, depo” anlamına gelmektedir. Bu ifade; sonraları bir toplumun ileri gelenleri, bilgi ve hikmet dolu olan kişileri için de kullanılmaya başlanmıştır.

Yani, Mele-i Ala’yı iki anlamda değerlendirebiliriz:

  • Çok büyük depo
  • Bilgi, hikmet dolu zatlar

Sizdeki meal, bu ifadenin ikinci anlamını alarak “Yüce konsey” tercümesini benimsemiştir.

Sesteş Sözcüklerin Geçtiği Tüm Ayetler makalemizdeki yöntemi izleyerek, Mele-i Ala ifadesi Kuran’da başka nerede geçiyor diye bakıyoruz ve Sad Suresi’ne ulaşıyoruz:

“De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım! Tek ve kahredici olan Allah’tan başka bir ilah yoktur.
O, göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabb’i, güç ve bağış sahibidir. De ki: Bu Kur’ân muazzam haberle dopdolu bir mesajdır. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.” (38:65-68)

Gördüğünüz gibi, bu surede şüpheye yer bırakmayacak şekilde Mele-i Ala ifadesiyle Kuran (yani Allah’ın sözü, ayetleri) kastedilmektedir. Herhangi bir topluluk değil.

Bundan yola çıkarak, Saffat Suresi’nde de Allah’ın ayetlerinin / sonsuz bilgisinin / gaybın / vb kastedildiği sonucuna varabiliriz.

Bu bilginin ışığında ayetin devamını değerlendirirsek; Allah’ın izni ve iradesi dışında onun ayetlerini çalıp insanlara indirebilecek bir başka gücün olmadığının metaforik bir şekilde anlatıldığı sonucuna varırız.

Cinlerden, uzaylılardan, vb başka kaynaklardan Allah’ın ayetlerinin geldiğini iddia edecek kişilere karşı indirildiği düşünülebilecek bu ayet; bu tarz kutsal bir bilgiyi Allah’ın (haşa) izni dışında “çalıp“ imha edilmeden insanlara / kahinlere / vb getirebilecek bir varlığın mevcut olmadığını net bir şekilde ifade eder.

Dolayısıyla; çeşitli kanallardan indiği söylenen ve kutsal vahiy olduğu iddia edilen bilgiler konusunda dikkatli olmamız gerektiği bize net bir şekilde açıklanmış olur.

14. SAFFAT SURESİ’NDE “LUT PEYGAMBERİN ONA İNANMAYAN TOPLUMUNU HELAK ETTİK. KUŞKUSUZ SİZ ONLARIN YANINDAN SABAHLARI VE GECELERİ GEÇİYORSUNUZ” DERKEN BİZ NEYİN KİMİN YANINDAN GEÇİYORUZ?

Burada, Kuran’ın indiği Arap toplumuna hitap edilmektedir. Lut olaylarının yaşandığı yerin, Arabistan’da yaşayanların çok yakınında olduğu ve her gün bu olayların yaşandığı yerin (muhtemelen farkında bile olmadan) yanlarından geçip gittikleri ifade edilir.

Buradaki mesaj; Allah’ın gazabının bize çok da uzak olmadığıdır.

Deprem felaketi, işkence, ölüm, vb olayları sadece hikaye olarak dinleyip izlediğimizde, insan kendine kondurmamaya meyillidir. Sanki hep başkalarının başına gelen şeyler gibi düşünebilir. Ancak; bu tarz bir olayın gerçekten yaşandığı bir yere gittiğimizde, bunun önlem almazsak bizim de başımıza gelebilecek bir şey olduğunu daha iyi anlarız.

Arap toplumuna; “Bakın bu olaylar sizin de başınıza gelebilir, hemen yanı başınızda Lut olayı yaşandı, siz de önleminizi alıp doğru yolda olduğunuzdan emin olun” mesajı verilmiştir.

Kuran’ı okuyan diğer toplumlar ise; bu ifadeyi emsal olarak kabul edip, Lut kavmi gibi yoldan çıkmak yerine, doğru yolda kalarak olumsuzluklara karşı kendilerini korumayı umacaktır.

Kuran’da; belli bir toplum / olay / cinsiyet için ifade edilmiş olayların aslında okuyan herkes için bir emsal niteliğinde olduğunu İslam Kuran’la Başlamadı videomuzda detaylı olarak ele aldık.

15. SEBE SURESİ’NDE “ALLAH DER Kİ: BEN SİZE BİR TEK ŞEY ÖĞÜTLÜYORUM; ALLAH İÇİN 2ŞER YA DA TEKER TEKER KIYAM EDİN/AYAĞA KALKIN SONRA DA DÜŞÜNÜN DERİN DERİN” DERKEN NE DEMEK İSTENİYOR?

Bu ayetin detaylı ve net bir mealini paylaşalım:

“Ey Muhammed! İnkârcılara seslenerek de ki: “Bakın, size bir tek öğüdüm var: İster toplu hâlde birkaç arkadaş kafa kafaya vererek, istertek başınıza, sessiz ve sâkin bir ortamda Allah’ın huzurunda durun ve samîmî olarak bir düşünün. Kişisel arzu ve çıkarlardan soyutlanmış, önyargılardan arınmış bir hâlde inancınızı yeniden gözden geçirdiğinizde, kendinizi şu apaçık gerçeğin huzurunda bulacaksınız:
Çocukluğundan beri tertemiz ahlâkını yakından tanıdığınız bu arkadaşınız, asla bir deli değildir! O ancak, zâlimleri bekleyen şiddetli bir azâba karşı sizi uyaran bir elçidir!” (34:46)

Bu meal, sanıyorum sorunun cevabı olarak yeterlidir.

16. ZÜMER SURESİNDE BAHSEDİLEN “ ANNE KARNINDA 3 KARANLIK İÇİNDE BİR YARATILIŞTAN DİĞERİNE GEÇEREK OLUŞURSUNUZ” DERKEN BAHSEDİLEN 3 KARANLIK NEDİR?

Bu ayette, anne kanında cenin oluşumu tarif edilmektedir. Daha fazla detay için Kuran’da Cenin Oluşumu makalesine göz atabilirsiniz.

17. ZÜHRUF SURESİ NO:33 NOLU AYETTE NE ANLATILMAK İSTENİYOR? “İNSANLAR TEK BİR ÜMMET HALİNE GELMEYECEK OLSALARDI ALLAH’A NANKÖRLÜK EDENLERİN EVLERİNE GÜMÜŞTEN TAVANLAR ÇAKAR ÜZERLERİNE BİNİP YÜKSELECEKLERİ MERDİVENLER ASANSÖRLER KURARDIK, EVLERİNE KAPILAR ÜZERLERİNDEN DE YAN YATACAKLARI KOLTUKLAR YAPARDIK” NE DEMEKTİR?

Buradaki ifadeyi anlayabilmek için, devamını da incelemek gerekir.

“Eğer insanlar tek tip bir topluluk haline gelecek olmasaydı Rahman ‘ı inkâr edenlerin evlerine (her biri) gümüşten tavan, yukarı çıkmak için kullanacakları merdivenler, evleri için kapılar, üzerlerinde yaslanıp istirahat edecekleri koltuklar yapar, altınla da süslerdik. Ama bunların hepsi dünya hayatına ait geçici faydalardan ibarettir, âhiret ise rabbinin katında takva sahiplerine mahsustur.” (43:33-35)

Şunu tekrar hatırlamış oluyoruz ki; dünya malı ve nimetleri geçicidir. Ahirete inanmayıp dünya malının peşine düşenler; lüks, şatafat, altınlar, gümüşler ister. Ahirete inananlar ise, dünyadan ihtiyaç duyduğu kadarını almakla birlikte, esas “yatırımlarını” takva olarak yaparlar.

Ancak, inanmayanların tamamı da lüks ve maddi zenginlik içinde yaşamamaktadır. Bunu çevremizde de görebiliriz. Zenginler arasında da, fakirler arasında da inanmayanlar bulunabilir.

Ayette; bu çeşitliliğin Allah’ın takdiri ve aslında bir nimeti olduğunu anlıyoruz. Eğer ahirete inanmadığı için lüks peşine düşen herkese (aslında pek anlamı olmayan ve geçici olan) bu lüks ve zenginlik ihsan edilseydi, o zaman o kişiler toplumun baskın idarecileri haline geleceği ve zayıf olan müminler onların zenginliğine özeneceği için tüm toplumu zaman içinde kendilerine benzetip, (olumsuz anlamda) tek tip insanın / görüşün / takvasız yaşamın bulunduğu bir ortam yaratırlardı.

18. CASİYE SURESİ “HER ÜMMET KIYAMET GÜNÜNDE KENDİ KİTABINA DAVET EDİLİR” DENİLMEKTEDİR. SONUÇTA İNCİL VE TEVRAT DEĞİŞTİRİLDİ. NEDEN BU KİTAPLARA DAVET EDİLSİNLER? VE BU ÜMMETLERE KURAN’A İNANMADIKLARI İÇİN BİR MUAMELE OLMAYACAK MI? YA DA KENDİ DEĞİŞTİRİLMİŞ KİTAPLARI YERİNE KURAN’A GÖRE SORGUYA ALINMALARI GEREKMİYOR MU?

Buradaki “Kitap” kelimesi ile sadece İncil / Tevrat / Kuran kastedilmiş olamaz. Zira, bu kitaplar inmeden önce de pek çok ümmet gelip geçmiştir. Bu kitaplardan hiç haberi olmayan başka ümmetler de vardır. Kıyamet günü tüm ümmetlerin toplanacağı bir sahne düşünüldüğünden, bu kelimenin başka anlamı aranmalıdır.

Anlamı daha net ifade edebilecek birkaç meal paylaşalım.

“O gün bütün ümmetleri, bir araya toplanmış ve diz çökmüş vaziyette görürsün. Her ümmet, hesap defterlerini okumaya çağırılır. Daha önce ne yaptıysanız bugün sadece onun karşılığını alırsınız.” (2:28)

“Ve o gün bütün insanları, o günün dehşetinden dolayı, zillet içinde diz üstü çökmüş, perişan bir halde görürsün. Herkes kendisi hakkında tutulan kitabıyla, kayıtlarıyla yüzleşmeye çağrılır. O gün ne yaptıysanız mutlaka karşılığını bulacaksınız.” (2:28)

“Ve sen her ümmeti toplanmış bir halde göreceksin. Her ümmet amelinin yazılı bulunduğu deftere çağrılacak. Bugün o işlediğiniz amellerin cezası size verilecek.” (2:28)

Yani; ayetteki kelimeyi kutsal kitap yerine amel defteri olarak değerlendirmek daha isabetli olabilir.

Buradaki cümlede her bir kişinin değil de, bilhassa her bir ümmetin / toplumun çağırılması şeklinde ifade edilmiş olmasının altında bulunabilecek bazı anlamlar şunlar olabilir:

  • Kişisel olarak yaptıklarımız kadar, toplum genelinde toplum olarak yaptıklarımıza da dikkat etmeliyiz. Toplumsal hatalar görüyorsak, elimizden geldiğince bunları da iyileştirmeye çalışmalıyız. Bulunduğumuz toplumun yaptığı hatalar bizi de etkiler.
  • Her bir toplumda farklı şartlar olduğundan, her bir toplumun kendi bünyesindeki amellerin değerlendirilmesi diğer toplumlardan farklı ölçütlere bağlı olabilir.

19. NAHL SURESİNDE BAHSEDİLEN “ CUMARTESİ GÜNLERİ ONLARA FARZ KILINDI” DERKEN KİMDEN BAHSEDİLİYOR?

31. BAKARA SURESİ “ İÇİNİZDEN CUMARTESİ GÜNÜ AZGINLIK YAPANLARA AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN DEDİK” NEDEN CUMARTESİ ÖNEMLİ BİR GÜN VE BU GÜN KİMİN İÇİN ÖNEMLİ?

46. NİSA SURESİ “YAHUDİLERE CUMARTESİ GÜNÜ AZGINLIK YAPMAYIN DEDİK” NEDEN HER ÜMMETE FARKLI GÜNLER KUTSAL? MÜSLÜMANLARA CUMA, YAHUDİLERE CUMARTESİ, HIRİSTİYANLAR ICIN NEDEN PAZAR?

Tek Din makalemizde dile getirdiğimiz gibi, aslında tek bir din vardır. Bu dinin farklı formları ve uygulama şekilleri, çağlar boyunca farklı peygamberler tarafından ümmetlere getirilmiştir.

Bu formlar arasında benzerlikler olması da gayet olağandır. Bu benzerliklerden biri, çalışmadan geçirilecek bir gün belirlenmesidir. Bu günün hangisi olduğu, dindeki başka pek çok form unsuru gibi, toplumdan topluma farklılık gösterebilir. Günün kendisinde bir kutsiyet yoktur. Püf nokta, toplum tarafından kabul edilene uymaktır.

Ayette bahsedilen kavim, Musa’ya tabi olmuş bir kavimdir. Bu kavimde Cumartesi günü dinlenme günü olarak belirlenmiş olmasına rağmen, bu yasağı dikkate almadan o günü işle / faaliyetle geçirdikleri ifade edilmiştir. Bazı tarihi bilgiler, söz konusu kişilerin o gün balık avladığı ve hatta sattığını söyler.

Bu kişilerin “aşağılık maymun” olarak nitelendirilmesi manidardır. Zira maymunlar, genetik olarak insana yakın bir seviyede olmakla birlikte; insanın pek çok melekesinden yoksundur.

İslam Kuran’la Başlamadı videomuz ışığında bakarsak; bu ayette, toplumun genelinde kabul edilmiş ve tüm toplum tarafından uygulanan pratikleri kurnazca / çıkar için bir kenara bırakmanın yerildiğini görebiliriz. Bu şekilde davranan kişiler, kamil bir insan olma seviyesinden ziyade hayvani seviyeye doğru yönelmiş olur.

Dünya geneline baktığımız zaman da; düzene ve kurallara hep birlikte riayet eden toplumların ilerlediğini, kurnazlık ve çakallık ile düzen & kuralları çıkarları doğrultusunda eğip büken toplumların ise geri kaldığını görebiliriz.

20. ENBİYA SURESİ’NDE “ YE’CUC VE ME’CUC AÇILDIĞINDA ORAYA HER TEPEDEN AKIN EDERLER” DERKEN YE’CUC VE ME’CUC NEDİR? AKIN EDENLER KİMLERDİR?

Bu sorunun cevabı, Yecüc ve Mecüc makalemizde verilmiştir.

21. MÜMİNUN SURESİ’NDE BAHSEDİLEN “TUR-İ SİNA’DAN BİR AĞAÇ ÇIKARTTIK, YAĞLI OLARAK BİTER, YİYENLERE KATIKTIR” DEDİĞİ AĞAÇ ZEYTİN MİDİR?

Bu ayetin bağlamında; Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetlerden bahsedilmektedir.

“Gökten bir hesap, bir plan dâhilinde, ölçülü, düzenli bir şekilde biz su indirdik. Onu arza, toprağa biz yerleştirdik. Bizim onu gidermeye, yok etmeye de elbet gücümüz yeter. O suyla, sizin için hurma ve üzüm bağları yetiştirdik ki oralarda sizin için birçok meyveler vardır. Siz de onlardan yersiniz. Sina Dağı civarında yetişen ve yiyenler için yağ ve lezzet üreten bir ağaç da var ettik. Davarlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz.” (23:18-21)

Bu ayetlerde; Allah’ın kullarına verdiği sayısız nimetten sadece bazıları örnek olarak verilmiştir. Burada, bizim kanaatimize göre ağacın cinsinden ziyade, Allah’ın buna benzer pek çok lütfu olduğunun altı çizilmelidir.

Pek çok mealde, bu ağacın zeytin ağacı olduğu yorumu vardır. Ancak; bu doğru da olsa, bu ağacın bilhassa kutsal olduğu gibi bir fikir kanaatimizce yanlıştır. Buradan yola çıkarsak; aynı surede geçen hurma, üzüm, yağmur ve davarların da bilhassa kutsal olduğu da söylenmelidir.

Allah’ın yarattığı her şey zaten kutsaldır. Bu ayetlerde, düşündürecek ve şükrettirecek bir örneklem yapılmıştır.

23. SECDE SURESİ’NDE “ SAPMIŞ OLANLARA O BÜYÜK AZAPTAN AYRI OLARAK O KÜÇÜK AZAPTAN DA TATTIRACAĞIZ” DERKEN BURADAKİ BÜYÜK AZAP CEHENNEMSE KÜÇÜK AZAP NEDİR?

Bu konudaki genel görüş, “büyük azap” ile cehennemin, “küçük azap” olarak ise dünyadaki musibetlerin kastedildiği yönündedir. İnsanlara, dünyada uğradıkları azapların cehennemin yanında küçük kalacağı yönünde bir hatırlatma niteliğindedir. Bu (görece) küçük azaplardan ders alıp, büyük azaptan kaçınmak için doğru yola girmeleri umulur.

“Belki vazgeçerler diye, Biz onlara en büyük azaptan önce, dünyada da bazı azapları tattıracağız.” (32:21)

24. HAKKA SURESİ’NDE “ KIYAMET GÜNÜNDE RABBİNİN ARŞINI O GÜN ONLARIN ÜZERİNDEKİ 8 TAŞIR” NE DEMEKTİR? 8 SAYISI NE ANLAMA GELİYOR? BURADA NE ANLATILMAK İSTENİYOR?

Bu bir kıyamet ayeti olduğundan; Zamanla Anlaşılan Ayetler kabilinden anlamı kıyamet vakti yaklaştığında tam olarak anlaşılabilecek ayetler arasında olduğu söylenebilir. Yine de, soruya istinaden biraz tefekkür edelim.

Pek çok meal, bu ayet için Rabbin arşını / tahtını sekiz meleğin taşıyacağı şeklinde yorum yapar. Ancak cümlede aslında melek kelimesi geçmemektedir. Genel anlamda “sekiz” diye tercüme edilen kelime de “Semaniyete” sözcüğüdür.

“Sûra bir üfleyişle üflendiğinde, Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp dehşetle bir defa çarpışarak, un ufak edildiği, lavlar fışkırdığı zaman olacak olur. İşte o gün, olması gereken olmuştur. O gün gök yarılır, parçalanır, iyice kuvvetten düşer. Melekler göğün etrafındadır. Rabbinin arşını, o gün onların üstündeki sekiz taşır.” (69:16-17)

Buradaki sekiz kelimesi “Semaniyete” kelimesidir.

Bu kelimenin başka nerede geçtiğine bakacak olursak; Enam ve Zümer Suresi’ne ulaşırız. Hayvanlardan çeşit çeşit ve çifter çifter yarattığını söylediği bu ayetlerde; iki keçi, iki koyun, iki deve ve iki sığır anlatılarak “Semaniyete ezvac” diye ifade edilir. Dünyada sadece 4 hayvan türü olmadığına göre, “Semaniyete” kapsamındaki bu hayvanlar emsal gösterilerek dünyadaki tüm hayvanlar / canlılar gösterilmiştir. Hakka Suresi’ndeki kelime, benzer bir ifadeyle Allah’ın yarattığı tüm canlıların arşın altında olacağını ifade ediyor olabilir.

Bu sözcüğün kökündeki “Semen” kelimesi; bedel, fiyat, kıymet gibi bir anlama gelmektedir. Bu sözcük; Kuran’ın başka yerlerinde de bedel / fiyat anlamında kullanılmıştır (Bakara 41, Yusuf 20, vb).

Bu anlamdan ilerleyerek, Rabbin arşını / tahtını bedelini / fiyatını ödeyenlerin, yani hak edenlerin taşıyacağı gibi bir sonuca da varılabilir. Bu mecazı gözünüzde canlandırırsanız, bir kralın tahtını taşıyan kişilerin o kralın hemen altında yani çok yakınında olduğunu görebilirsiniz. Benzer şekilde; yaptıkları ameller ve gösterdikleri sabırla gerekli bedeli / eforu ödemiş olanların, kıyamet günü Allah’a çok yakın olacakları mesajı verilmiş olabilir.

Arşı taşıma kavramı başka nerede var diye baktığımızda, Mümin Suresi’ne ulaşıyoruz:

“Arşı/en büyük tahtı taşıyanlar ve onun etrafında Rablerini hamd ile tesbih edenler, ona iman edenler, müminler için de mağfiret dilerler: Rabbimiz, rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Tevbe eden ve yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem ateşinden koru!
Rabbimiz, onları ve atalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine girdir. Şüphesiz sen, aziz ve hakim sensin! Onları kötülüklerden koru, kimi kötülüklerden korursan, o gün de ona merhamet etmiş olursun. İşte en büyük kurtuluş budur.” (40:7-9)

Burada arşı taşıyanların kendileri, iman etmiş kişiler için bağışlanma dilemektedir. Bu durumda, şu anda arşı taşıyanlar, müminler değildir. Kıyamette, bedelini ödemiş olanların arşı taşıyanlar gibi yükseğe ereceği anlamı düşünülebilir mi?

25. RUM SURESİ’NDE “RUM YENİLGİYE UGRATILDI. YERYÜZÜNÜN ALÇAK BİR YERİNDE YENİLDİRLER AMA BİRKAÇ YIL İÇİNDE GALİP DURUMA GEÇECEKLER. ONLAR GALİP OLUNCA MÜMİNLER RAHATLAYACAK” DERKEN BİLDİĞİMİZ RUMLARDAN MI BAHSEDİLİYOR? BURDAKİ RUMLAR KİMLERDİR?

Önce ayeti bağlam içerisinde görelim:

“Rumlar pek yakın yerde, yeryüzünün alçak bir bölgesinde yenilgiye uğradılar. Ama onlar yengilerinin ardından birkaç sene içinde galip duruma geçecekler. İşleri karara bağlama yetkisi, başında da sonunda da Allah’a aittir. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Allah, dilediğine yardım eder. O, güçlüdür, merhametlidir.” (30:2-5)

Yorumlar ve tarihi bilgiler, buradaki Rum ifadesinin Bizanslılar’ı (yani Doğu Roma İmparatorluğu’nu) kastettiğine işaret eder.

M.S. 615 yılında; Ürdün, Suriye ve Filistin’i de bünyesinde barındıran Bizanslılar, İranlılar’a yenilmişlerdi. Bu ayetin o civarda inmiş olduğu öngörülebilir.

Bu yenilgiyi müteakip; 624 yılunda İmparator Herakliyus Azerbaycan’a girerek, İran’ın en önemli ateş tapınağı olan Cloromia’yı yerle bir eder. Aynı sene, müminler de Bedir’de müşriklere karşı zafer kazanmıştır.

Böylece; Rum Suresi’nde verilen iki haber, 10 sene içerisinde gerçekleşmiş olur.

26. ANKEBUT SURESİ’NDE “ÇEVRELERİNDEN İNSANLAR ÇARPILIP GÖTÜRÜLÜRKEN HAREM’İ GÜVEN İÇİNDE TUTTUK” DERKEN BAHSEDİLEN HAREM NEDİR? ŞEHİR MİDİR? YOKSA BİLDİĞİMİZ KADINLARDAN OLUŞAN HAREM Mİ?

Mealler arasındaki genel fikir birliği, buradaki “Harem“ kelimesinin Mekke şehrini temsil ettiği yönündedir. Mekke çevresinde pek çok olumsuz olay olurken, Mekke bunların aksine güvenli bir yer olarak kalabilmiştir.

Harem; herkesin girip çıkamayacağı mahrem bir alandır. Mekke’nin Harem ile temsil edilmesi, kötü niyetli kişilerden korunmuş olması ile paralel düşünülebilir.

27. MUTAFFİFİN SURESİ’NDE “SİCCİN’DEKİ KİTAP RAKAMLARDAN KODLANMIŞ BİR KİTAPTIR. KÖTÜLÜK İŞLEYENLERİN KİTABI SİCCİN’DE, İYİLİK İŞLEYENLERİN KİTABI İLLİYYUN’DADIR VE O DA RAKAMLARLA KODLANMIŞTIR” BU KİTAPLAR VE BAHSEDİLEN SİCCİN & İLLİYYUN NERESİDİR?

Öncelikle; bu ayetlerdeki “Rakamlarla kodlanma” ifadesi elinizdeki meale özel bir yorumdur. Başka tercümeler için diğer meallere de bakabilirsiniz.

Siccin kelimesi, “Sicn” kökünden türemiştir. “Sicn” kelimesi, hapishane anlamına gelmektedir. Siccin ise; en iyi, en sağlam, en iyi korunan zindan olarak anlaşılabilir. Kötülük işleyenlerinin kitaplarının (yani amel kayıtlarının) Siccin’de olması, yaptıkları kötülüklerin asla silinmeyeceği, çalınamayacağı, kaybolamayacağı, erişilemeyeceği şeklide anlaşılır.

İlliyyun ise; kimsenin aklının eremeyeceği derecede yüksek, yedinci kat gök anlamına gelir. Burası da yine kimsenin erişemeyeceği bir lokasyondur. Yani İlliyyun’daki bir kitaba da kötü niyetli birinin kayıtları değiştirmek üzere erişmesi mümkün değildir.

Bu ikisini bir araya getirdiğimizde; yapılan kötülüklerin de iyiliklerin de izlerinin asla silinmeyeceği ve korunacağı anlamı çıkar. Kötü davranışların kayıtlarının korunması, yine kötü/olumsuz bir ifade olan “Siccin” kelimesi üzerinden anlatılmıştır. İyi davranışların kayıtlarının korunması, yine iyi/olumlu bir ifade olan “İlliyun” üzerinden anlatılmıştır.

28. HAC SURESİ’NDE “BİZ HER ÜMMET İÇİN KURBANLIK KESME ZAMANI VE YERİ VE DE TARZI BELİRİLEDİK” DERKEN HER DİNDE KURBAN KESMEK Mİ VAR? AYIRCA KURBAN KESMEK GERCEKTEN EMİR MİDİR? KURBAN BAYRAMI VAR MIDIR? KURAN’DA KURBAN BAYRAMINA DAHA DOGRUSU KURBAN KESIMINE RASTLAMADIM. KURBAN SADECE HACCA GİDİLİNCE Mİ KESİLİYOR?

Bu sorunun cevabı, Kurban makalemizde verilmiştir.

29. RAHMAN SURESİ’NDE “2 CENNET VAR, 2 CENNET DAHA VAR” DERKEN KAÇ TANE CENNET VARDIR?

Kuran’daki “Cennet” kavramını pek çoğumuz biliyoruz. Ancak; yine Kuran’da farklı cennetlerden bahsedilir. Bunların, Cennet’in farklı mertebeleri olduğu yönünde yorumlar vardır.

Firdevs Cenneti’ne; Müminun ve Kehf surelerinde rastlanabilir. Firdevs kelimesi “İçine üzüm bulunan bağ / bahçe” anlamına gelmektedir.

Adn Cenneti’ne; Tevbe, Rad, Nahl, Beyyine surelerinde rastlanabilir. Altından nehirler aktığı yönünde tasvir edilir.

Naim Cenneti’ne; Maide, Tevbe, Yunus, Şuara surelerinde rastlanabilir. Nimet kelimesinin bir üst mertebesi olarak değerlendirilebilecek Naim kelimesi ile; maddi manevi tüm nimetlerin en üst seviyesini bünyesine toplama durumu anlaşılabilir.

Meva Cenneti’ne; Secde ve Necm surelerinde rastlanabilir. Meva kelimesi; varılacak, yerleşilecek ve barınılacak bir yeri ifade etmektedir.

Darü’s-Selam Cenneti’ne, Enam ve Yunus surelerinde rastlanabilir. Selam kelimesinin anlamı, selamet kelimesinden yola çıkılarak anlaşılabilir. Dar ise, ev ve yurt demektir. Bu iki kelimenin birleşiminden; selametin hakim olduğu yuva kelimesi anlaşılabilir.

Darü’l-Huld Cenneti’ne Fatır suresinde rastlıyoruz. Barınılacak yurt şeklinde anlaşılabilir.

İlliyun Cenneti’ne ise, Mutaffifin Suresi’nde rastlıyoruz. 27. soruda da bu sureye değinmiştik; anlamını da orada görmek mümkündür.

Bu cennet mertebelerinden her biri bir başka cennet olabilir, veya tek bir cennetin farklı özellikleri farklı isimlerle ifade edilmiş de olabilir. Bu iki ihtimalden hangisinin doğru olduğunu Rahman Suresi sayesinde anlıyoruz.

Rahman Suresi’ndeki ifade, bu ihtimalleri netleştirerek birbirinden farklı mertebelerde cennetler olduğunu ortaya koymaktadır. Kuran’da, farklı cennet mertebeleri olduğunu ifade eden başka ayetler de vardır.

30. BAKARA SURESİ’NDE “ EY İSRAİLOĞULLARI SİZİ TÜM ALEMLERDEN ÜSTÜN KILDIĞIMI HATIRLAYIN” DERKEN HALA BİZDEN ÜSTÜN BİR TOPLULUK MU? EN ÜSTÜN TOPLULUK OLARAK MI KALACAKLAR? BU MU ANLATILMAK İSTENİYOR?

Meallerin geneline bakarsak; Bakara 122. ayette yer alan ifadenin, geçmişteki bir çağ ve bölgede yaşayan atalarından bahsettiğini görürüz.

“Yahudiler de Hıristiyanlar da, sen onların yoluna uymadıkça, asla senden hoşnut olmazlar. Asıl doğru yol, Allah’ın gösterdiği yoldur! de. Sana gelen ilimden, sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, Allah’tan seni koruyacak bir veli de bir yardımcı da yoktur. Kendilerine verdiğimiz kitabı hakkıyla okuyanlar, işte bunlar O’na iman eden kimselerdir. Onu tanımayanlar ise işte asıl hüsrana uğrayacaklar da onlardır. Ey İsrâiloğulları, size ihsan ettiğim nimetlerimi, size tevdi ettiğim ilâhî değerleri, şeriatı koruyup kollayarak, itaat ederek şükredin. İlâhî emirlere itaatkâr olduğunuz çağda ve bölgedeki insanlara sizi üstün kıldığım günleri hatırlayın.” (2:120-122)

Bu ayetleri bir arada değerlendirdiğimizde; Kuran’ın indiği çağda yaşayan Kitap Ehli’nin eleştirildiğini görürüz. Kuran’a uydukları takdirde iman etmiş kimseler olacaklarını, aksi takdirde hüsrana uğrayacakları ifade edilir.

Bunu müteakip; İsrailoğulları’na, atalarının Allah’a itaat ettikleri dönemde ve bölgede oradaki en üstün topluluk haline geldiği hatırlatılır. Bundan; kimliklerinde yazan din sebebiyle genel-geçer bir şekilde tüm alemlere üstün bir ırk oldukları anlamı çıkarılmaz.

Bu ayetteki emsal üzerinden; Allah’ın hükümlerini doğru anlayıp itaat edenlerin başarıya ve selamete ulaşacağı mesajını çıkarabiliriz.

32. BAKARA SURESİ “İMAN EDENLER RAİNA DEMEYİN UNZURNA DEYİN” DERKEN NE ANLATILMAK İSTENİYOR?

Her iki kelime de aslında sözlük anlamına bakıldığında “Bize bak, bizi gözet” anlamına gelmektedir.

Ancak; Kuran’ın indiği çağda; “Raina” kelimesi (bilhassa Kitap Ehli tarafından) hakaret olarak kullanıldığı gibi, “Bizim çoban” veya “Dinle a sözü dinlenmez insan!” şeklinde müstehzi bir anlamda da kullanılmaktaydı. Bu kelimeyi Peygamber’e (SAV) karşı yönelttiklerinde; sözde “Bizi gözet” derken aslında kendisine müstehzi / üstü örtülü bir şekilde hakaret etmekteydiler.

Kuran, bu konuda bir düzenleme getirerek, benzer anlamı olan ve toplumda hakaret amaçlı kullanılmayan “Unzurna” kelimesinin tercih edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

İslam Kuran’la Başlamadı videomuzun ışığında değerlendirdiğimizde; Kuran’ın bize hakaret anlamına gelebilecek / hakaret gibi anlaşılabilecek kelimeler yerine anlamı çok net olan ve hakaret içerme ihtimali olmayan eş anlamlılarını bularak onları kullanmamızı tavsiye ettiğini anlayabiliriz.

Bu şekilde; hem hakaretin, hem de iyi niyetli olunmasına rağmen ortaya çıkabilecek iletişim kazalarının önüne geçilmiş olur.

33. BAKARA SURESİ “MERVE İLE SAFA ALLAH’IN BELLİKLERİNDENDİR” BU KİŞİLER KİMLERDİR?

Hac kavramının anlatıldığı ayetlerde geçen Merve ile Safa, birer kişi değildir. Bu noktalar, hac bölgesindeki birer tepedir.

Kuran’ın indiği dönemde; Merve ve Safa tepelerini dolaşmayı serbest bırakan veya haram kabul eden zümreler bulunmaktaydı. Bunun sebebi, bu tepelerde eskiden putlar bulunması ve şirk koşulmuş yerler olması şeklinde ifade edilir.

Bu ayet ve öncesi / sonrasındaki ayetler, bu iki tepenin de (başka her şey gibi) Allah’ın alameti olduğunu hatırlatmış ve isteyenlerin orada dolaşabileceği konusunu netleştirmiştir.

36. BAKARA SURESİ: “HACCI DA UMREYİ DE TAMAMLAYIN” HER 2SİNİ DE Mİ TAMALAYACAĞIZ VE BU ZORUNLU MU?

Hac faaliyeti, dünyanın çeşitli yerlerinden insanların Mekke’ye geldiği ve hem ibadet edip, hem de dinin inceliklerini yerinde organize bir eğitim alarak öğrendiği bir faaliyet olarak icra edilmekteydi.

Umre faaliyeti ise, büyük hac organizasyonunun dışında, kişilerin kendi ibadetlerini icra etmek veya öğrenme ihtiyaçlarını gidermek için bireysel bir faaliyet olarak icra edilmekteydi.

Bu ayetten anlaşılacak olan şey; kanaatimize göre şudur: Hac veya umre için yola çıkmış / niyet etmiş bir kimse, bunu yarım bırakmadan hakkıyla tamamlamalıdır. Yani; hacca başlayan kişinin haccı bitirmesi, umreye başlayan kişinin de umreyi bitirmesi gerekir.

Bu ayette her ikisinin de farz olduğu gibi bir anlam yoktur.

37. BAKARA SURESİ “ ALLAH’I SAYILI GÜNLERDE AN” SAYILI GÜNLER HANGİLERİ? VE ALLAHI’I HERGÜN ANMAMIZ GEREKMEZ Mİ?

Hayatın genelinde Allah’ı her gün anmak, şüphesiz ki kulların lehine olacak bu davranıştır.

Soruda bahsedilen Bakara 203 ayeti; kendisinden önce gelen ayetlerle birlikte, haccın detaylarını veren ayetlerden biridir. Hayatın genelinin yanı sıra, haccın belli günlerinde de Allah’ı anma / dua etme / ibadet etme faaliyetlerinin bilhassa gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eder.

38. BAKARA SURESİ: “O HARAM AYDA SAVAŞMAK GÜNAHTIR” HARAM AY HANGİSİDİR?

54. TEVBE SURESİ’NDE BAHSEDİLEN HARAM AYLAR HANGİLERİDİR? “ ALLAH KATINDA 12 AY VARDIR BUNLARIN 4’Ü HARAMDIR” DİYE BAHSEDİLEN AYLAR HANGİLERİDİR?

Tarihi kaynaklara göre; Kuran’ın indiği dönemdeki Arap toplumunda “Haram aylar” adı verilen aylar bulunmaktaydı: Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb. Bu aylarda; toplumun genel bir uzlaşması sonucunda savaş, saldırı, kötülük, günah, vb yapılmazdı.

Bu aylarda toplum bir anlamda rahat bir nefes alır, normalde riskli olabilecek faaliyetlerini bu aylarda gerçekleştirirdi. Hac faaliyeti de bunlardan biridir.

İslam Kuran’la Başlamadı konuşmasının ışığında; bu ayetin (ve haram aylarla ilgili diğer ayetlerin) özündeki şu cevhere ulaşabiliriz: Eğer toplumsal bir uzlaşma varsa, bu uzlaşmaya riayet etmeliyiz. Başkalarının riayet etmesini fırsat bilip çıkarımız için kurnazlık yapmamalıyız.

39. BAKARA SURESİ: “ ERKEKLERİN KADINLAR ÜZERİNDE BİR DERECE FARKI VARDIR” NE DEMEKTİR? ERKEKLER KADINLARDAN ÜSTÜN MÜDÜR?

Bu cümleyi doğru anlamak için, 228. ayetin tamamını okumak gerekir:

“Boşanmış kadınlar kendilerini tutup yeni bir nikah yapmadan önce üç adet beklesinler! Allah’a ve ahirete iman ediyorlarsa, kendi rahimlerinde Allah’ın önceki evlilikten yaratmış olduğu çocuğu veya hayızı gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları gerçekten barışmak istiyorlarsa, bu iddet müddeti içinde onları tekrar almaya başkalarından daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin hanımları üzerinde bulunan hakları gibi, hanımların da kocaları üzerinde meşru çerçevede hakları vardır. Şu kadar ki erkeklerin onların üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Unutmayın ki Allah üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir.”

Gördüğümüz gibi; bu ayet boyunca boşanma hükümlerinden bahsedilmektedir. Erkeğin bir derece farkı olması, yine boşanma süreci ile ilgili yorumlanmalıdır. Genel geçer bir hüküm olarak değil. Kuran’ın geneline baktığımızda; insanların derece farkının ilim veya takvada ileri gidip gitmemeye bağlı olduğunu görürüz – cinsiyete değil.

Ayetin bütününe uygun olan bir yorum; kadın (hamilelik ihtimali sebebiyle – baba belli olsun diye) 3 ay bekletilirken, erkeğin (hamile olamayacağı için) böyle bir bekleme zorunluluğu olmamasıdır. Bu anlamda erkek bir derece daha fazla hak sahibi olmuştur.

41. BAKARA SURESİ’NDE BAHSEDİLEN TALUT PEYGAMBER KİMDİR?

Talut, tarih sahnesindeki İsrail hükümdarlarından biri olarak kabul edilir. Kendi döneminde yaşayan Calut yönetimindeki zalim bir kavmi yendiği anlatılır.

Talut kıssasındaki kritik nokta şudur: Talut’u Allah hükümdar olarak seçmiş olmasına rağmen, kendi dönemindeki diğer krallarında soyundan gelmediği için bazı kimseler bu duruma itiraz eder. Yine de, ilmen ve bedenen hepsinden üstün olduğu için kral olması daha uygun olur.

Bu kıssayı genelleştirip değerlendirdiğimizde; iyi yönetici olmanın belli bir soydan gelmeyle değil, liyakat sahibi olmakla ilişkili olduğunu anlarız.

42. BAKARA SURESİ “ RİBA (FAİZ) HARAMDIR” FAİZ GERÇEKTEN HARAM MIDIR?

Bu soru, Kuran’da Ticaret ve Faiz videomuzda cevaplanmıştır.

43. ALİ İMRAN SURESİ “ HİKMETLERLE DOLU ZİKİRLER” DERKEN HANGİ ZİKİRLERDEN BAHSEDİLİYOR?

Kuran’daki pek çok ayette, Kuran’ın kendisinden “Zikir” diye bahsedilir. Soruda bahsedilen Ali İmran Suresi 58. ayetin yorumu, meallerin hemen hepsinde “Kuran”ın kastedildiği yönündedir.

44. NİSA SURESİ’NDE “ YETİMLERDEN 2’ŞER 3’ER NİKAHLAYIN AMA ADALETLİ DAVRANABİLECEKSENİZ. YOKSA SADECE 1 EŞ NİKAHLAYIN” DENİYOR. BU HALA GEÇERLİ Mİ YOKSA O DÖNEM İÇİN O DÖNEMİN ŞARTLARI İÇİN Mİ SÖYLENİYOR?

45. NİSA SURESİ NO:55 “PEYGAMBERİN ANLAŞMALARDA ALDIĞI KADINLAR…” DERKEN PEYGAMBERİMİZ NEDEN ANLAŞMALARDA KADIN ALIYOR? NEDEN BİRDEN FAZLA KADINLA EVLENİYOR?

Bu sorular, Kuran’da Çok Eşlilik makalemizde cevaplanmıştır.

47. NUR SURESİ’NDE “KADINLAR SÜSLERİNİN/ZİNNETLERİNİN GÖRÜNDÜĞÜ YERLER HARİÇ ÖRTSÜNLER” NE DEMEKTİR? KADINLAR BAŞLARINI ÖRTMELİ MİDİR? ÖRTÜNME KONUSUNDAN BAHSEDER MİSİNİZ?

48. NUR SURESİ” EVLATTAN KESİLEN KADINLAR AÇILABİLİR” NE DEMEKTİR? SİZCE BU DOĞRU MUDUR? BUNU NASIL YORUMLUYORSUNUZ?

Bu sorular, Kuran’da Kadın Giyimi makalemizde cevaplanmıştır.

49. NUR SURESİ NO:58’DE NE DEMEK İSTENMEKTEDİR? “ERGENLİK YAŞINA GELMEMİŞ ÇOCUKLARINIZA BAKABİLİRSİNİZ” DERKEN BABALARIN KIZLARINA BAKMALARI HUSUSUNDA BAZI BİLGİLER VARDIR. BUNLARI YORUMLAR MISINIZ?

Bu konuda alternatif meallere bakmanızı tavsiye ederim. Bu ayette, babanın kıza bakmasından ziyade, aynı evde yaşayan insanların birbirinin odasına izinsiz girip çıkmaması için bazı kısıtlamalar getirmiştir. İnsanların çıplak halde olabileceği belli vakitlerde odalarına girmeden önce (mesela kapıyı çalarak) izin istenmesi gerektiğini ifade eder.

Bu saatler dışında; insanların evde çıplak olmaması öngörüldüğünden, aynı evde yaşayan insanların birbiriyle karşılaşmasında / birbirine bakmasında bir sakınca olmadığı ve odalara girip çıkmak konusunda zorlaştırıcı bir uygulama olmaması gerektiği ifade edilir.

Köle / cariyeler (bir başka deyişle evde çalışan kişiler) yabancı olduğundan, çocuklar ise henüz cinsel eğitim almamış olduğundan, bu uygulamaya tabidir. Bu şekilde; evdeki yetişkinler çıplak yakalanmamak konusunda, çalışanlar / çocuklar ise kazayla istenmeyecek bir görüntüye maruz kalmak konusunda korunmuş olur.

50. FETİH SURESİ’NDE “SİZ SANMIŞTINIZ Kİ RESULLER DE MÜMİNLERDE AİLELERİNE BİR DAHA ASLA DÖNMEYECEKLER” DERKEN NE DEMEK İSTENİYOR? YANİ AHİRETTE TEKRAR AİLEMİZLE BULUŞACAK MIYIZ?

Bu ayeti (Fetih 12) doğru anlamak için, bağlam içerisinde değerlendirmek gerekir.

Bir önceki ayette (Fetih 11), Peygamber (SAV) ile sefere çıkmayan bedevilerden bahsedilir. Bu bedeviler, geri kalmalarına dair çeşitli bahaneler uydurarak Peygamber’den af dilerler.

Söz konusu ayette ise (Fetih 12), bu bedevilerin aslında Peygamber & takipçilerinin helak olacaklarını ve ailelerine dönemeyeceklerini zannettiğini, bu yüzden geride kalarak onlarla sefere çıkmadıklarını ifade eder.

Yani bu ifade; ahireti değil, tarih sahnesinde yaşanmış bir olayı konu almaktadır.

51. MAİDE SURESİ’NDE HARAM OLAN ŞEYLERDEN BAHSEDİLEN KISIMDA “DİKİLİ ADAK TAŞLARI ÜZERİNDE BOĞAZLANMIŞ HAYVANLAR” DENMEKTEDİR. YANİ ADAK GÜNAH MIDIR? ADAK OLARAK KURBAN KESMEK GÜNAH MIDIR?

Bu sorunun cevabı, Adak Günah Mıdır? makalemizde verilmiştir.

52. MAİDE SURESİ “YAHUDİLERİ VE HRİSTİYANLARI DOST EDİNMEYİN. ONLAR BİRBİRİNİN DOSTLARIDIR. ONLARDAN BİRİNİ İŞBAŞINA GETİREN VE DOST EDINEN DE ONLARDANDIR” BU NE DEMEKTİR? SONUÇTA ALLAHI’IN YARATTIĞI KULLARLA BARIŞ VE DOSTLUK İÇİNDE YAŞAMAMIZ GEREK MİYOR MU? HEPİMİZ KARDEŞ DEĞİL MİYİZ? BU BÖLÜCÜLÜK VE AYRIMCILIK DEĞİL MİDİR?

Buradaki doğru kelime “dost” değil “veli”dir. Veli kelimesi ise; dilimizde de kullanıldığı gibi, gözetici / yönetici demektir. Kuran’da kitap ehli ile evliliğe dahi izin verilmişken, dostluğa izin verilmemesi zaten mantıklı değildir.

Tek Din makalemizde dile getirdiğimiz gibi; Kuran’da Yahudilik veya Hıristiyanlık diye ayrı ayrı dinler bulamayız. Çağlar boyunca farklı peygamberlerin farklı şekillerde ifade ettiği tek bir dinden bahsedilir.

Kuran; Yahudilik / Hıristiyanlık diye ayrı ayrı dinlerden bile bahsetmezken, ayrı bir dine mensup insanların yönetici olması / olmaması konusunda hüküm de getirmemiştir. Burada ayrı bir incelik vardır.

Bu incelik, “Kitap ehli” ifadesinde yatar. Kuran’ın pek çok yerinde “Kitap ehli” diye bir ifade bulunur ve kimi meallerde Yahudiler / Hıristiyanlar diye çevrilir. “Kitap ehli” diye ifade edilen şey, Kuran’ın indiği çağda / bölgede yaşamış ve ekseriyetle Yahudi / Hıristiyan olduğunu söyleyen bir topluluktur. Bu topluluğun, tabi oldukları peygamberlerin anlattıklarına ne kadar uydukları Allah’ın takdiridir tabii.

Bu ayette; kitap ehlinin (yani o çağda yaşayıp Yahudi / Hıristiyan geleneğinde olan kişilerin) birbirini kayıran bir topluluk olduğuna dikkat çekilir. Onlardan birini veli (yönetici) olduğu durumda; liyakat / hak / adalet / hukuk yerine kendi tanıdıklarını yönetim pozisyonlarına getirecekleri, o yüzden yönetici yapılmamaları gerektiği ifade edilir.

Kuran’da Hüküm ve Gerekçe makalesinin ışığında bundan çıkarılacak ders; toplumda birbirini kayıracak ve liyakatten uzak bir şekilde kendi yakın çevresini kayırıp görevlere getirecek kişilerin veli / yönetici olmaması gerektiğidir.

53. MAİDE SURESİ NO:82’DE “ İNSANLAR ARASINDA EN ŞİDDETLİ DÜŞMANLIK DUYANLAR YAHUDİLER VE ŞİRKE BATMIŞ OLANLARDIR. AMA İNSANLAR İÇİNDE İMAN EDENLERE SEVGİDE EN YAKIN OLANLAR İSE HIRİSTİYANLARDIR” DERKEN NE ANLATILMAYA ÇALIŞIYOR?

Bu ayeti doğru anlamak için, devamını da okumak gerekir: “Bu böyledir, çünkü o Hıristiyanlar arasında, gerçekleri bilen ve toplumlarına bildiren, ilim ve ibadetle meşgul olan kimselerle, Allah ve ahiret korkusuyla kendilerini manastırlara kapatan kimseler vardır ki, bunlar büyüklük taslamazlar.”

Bir önceki cevapta olduğu gibi; bu ayette Kuran’ın indiği çağda orada yaşayan insan topluluklarından bahsedilmektedir.

Kuran’ın indiği çağda; Musa’ya tabi olmuş insan topluluğunun ve müşriklerin, Hz. Muhammed’e (SAV) tabi olanlara düşmanca davrandığı, İsa’ya tabi olup ilim ve ibadette ileri gidenlerin ise şefkatli ve yumuşak davrandığı haber verilmektedir.

Kuran’da Hüküm ve Gerekçe makalesinin ışığında bundan çıkarılacak ders; iyi veya kötü davranmanın kimlikteki din hanesinde ne yazdığıyla ilişkili olmadığıdır.

O dönem yaşayıp Musa’ya tabi olmuş kişiler; düşmanlık konusunda müşriklerle aynı seviyeye inmiş olabilirler. Musa’ya tabi olduklarını söylemeleri onları otomatik olarak hoşgörü ve şefkat seviyesine çıkaramamıştır. Bilakis, müşriklerle aynı seviyeye inmişlerdir.

O dönem yaşayıp İsa’ya tabi olmuş ve bunun yanı sıra ilim & ibadet konusunda gerekli eforu sarf ederek farkındalıklarını & kalplerini yükseltmiş kişiler ise, düşmanlıktan uzak bir şekilde dostluk ve şefkat noktasına yükselebilmiştir.

Yani bu iş; “Ben inandım” demekle olmamaktadır. Bunun yanı sıra; hem ilimde, hem de ibadette ileri giderek zihinsel & duygusal & ruhsal anlamda yükselenler (salat edenler) kendini geliştirebilir. Aksi takdirde, teoride inanmış bir kişi pratikte müşriklerle aynı seviyede kalmış olabilir.

Doğru davranış için farkındalık ve şefkatin ikisi birden gereklidir; bu konuda daha fazla bilgiyi Yargılamak makalemizde alabilirsiniz.

55.  SONUÇ OLARAK KİTABIMIZDA ORUÇ TUT, NAMAZ KIL DİYE EMREDİLİYOR. PEKİ BUNLARI YAPMAZSAK GÜNAH MI İŞLİYORUZ? CEHENNEME Mİ GİDECEĞİZ? ÇÜNKÜ AYNI ZAMANDA AYNI KİTAPTA İSLAM ZORLAMA DİNİ DEĞİLDİR DE DENİLİYOR. KOLAYLIK DİNİDİR DENİLİYOR. BEN ALLAH`A İNANIYORUM VE KENDIMCE DUA DA EDİYORUM AMA NAMAZ KILMIYORUM, ORUC TUTMUYORUM HACCA DA GITMEDIM (ALKOL DE ALAN BIRIYIM) BU NEDENLE BEN GÜNAH MI İŞLİYORUM? CEHENNEME Mİ GİDECEĞİM?

Bu sorunun cevabı, İbadet Etmeyen Cehenneme Mi Gider? makalemizde verilmiştir.

One thought on “Müslümana 55 Cevap

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s