kuran

Kuran’da Oruç

Oruç, Kuran’da öğütlenmiş ibadetlerden biridir. Bu konuda sık sorulan bazı sorulara cevap vermeye çalışacağım.

Ayetler

Önce bu konudaki ayetleri inceleyelim. Bunlar, ekseriyetle Bakara Suresi’nde toplanmışır.

“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı.

O, sayılı günlerdir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar bir yoksul doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendinedir. Oruç tutmanız, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kuran’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun. Hasta olan veya seferde bulunan, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı yüceltmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.” (2:183-185)

“Oruç gecesi kadınlara yaklaşmanız helal kılınmıştır. Onlar sizin giysiniz, siz de onların giysilerisiniz. Allah sizin benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş, tevbelerinizi kabul edip, sizi bağışlamıştır. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinde beyaz iplikle siyah iplik ayırt edilinceye kadar yiyin için, sonra da orucu geceye kadar tamamlayın.” (2:187)

Fikir birliği

Önce, bu ayetlerde tüm yorumcuların fikir birliği yaptığı noktaları ifade edelim.

Oruç, Kuran ile başlamamıştır; Kuran öncesinde de var olan bir uygulamadır. Kuran’da tarif edilen oruç, Ramazan ayı boyunca; günün belli saatleri arasında tutulur. Oruç kapsamında; yememek, içmemek ve cinsellik yaşamamak vardır.

Oruç birinci tercih olmakla birlikte, gücü tutmaya yetmeyenlerin kefaret olarak fakirleri besleme esnekliği verilmiştir. Ramazan sırasında oruç tutulamayan istisnai günler, sonradan tamamlanabilir – yani kaza orucu vardır.

Orucun insana çeşitli faydaları bulunur. Bunlar arasında; fakirin ve açın halinden anlama yönüyle empatiyi geliştirmek, açlığa dayanma yönüyle iradeyi geliştirmek ve bedenin düzenini değiştirerek hayvansal tabiatın tasmasını kuvvetlendirmek gibi noktalar sayılabilir.

Fikir ayrılığı

Şimdi de, yorumcuların fikir ayrılığı yaşadığı bazı detay noktaları ele alalım.

Bazı bilim insanları orucun bedene de çok faydası olduğunu söylerken, bazıları zararlı olabileceğini ve özellikle hasta ve yaşlıların doktor onayı olmadan tutmasının riskli olduğunu söylemektedir.

Kişisel kanaatim: Oruç tutmanın hastalık yaratma ihtimalinin olduğu bünyelerde, Kuran’ın esnekliğinden faydalanıp fakirleri doyurmak daha uygun olabilir. Onun haricinde; manevi faydaları, fiziksel zorlamadan daha fazladır. Bu faydalardan bazıları, zamanla anlaşılabilir.

Pek çok yorumcu; ideal durumda orucun zihinsel & duygusal & sosyal olarak da tutulması gerektiğini ifade etmektedir. Bazı yorumcular, orucun fiziksel içeriğine oruç saatlerinde konuşmamayı da dahil etmektedir.

Kişisel kanaatim: Kuran’daki her ibadet gibi; orucun da sadece fiziksel form & ritüel olarak değil, zihin & duygu & ruhun dahil edildiği bir şekilde ifa edilmesi şüphesiz faydasını arttıracaktır.

Bazı yorumcular, hiç oruç tutmamanın kabul edilir gerekçesini sağlık ve yaş gibi belli kriterlerle sınırlamaktadır. Kazaya bırakmanın kabul edilir gerekçesini de, belli bir mesafe yol gitmek gibi sayısal koşullara bağlamaktadır.

Kişisel kanaatim: Bu konularda Kuran’da net yazılmış bir kriter yoktur. Bu tarz görüşlerin Kuran metninde olmadığı net bir şekilde ifade edilmelidir. Oruç tutmamanın gerekçesi vicdana dayandırılabilir. Tutabilecek olmasına rağmen bahane bulanın da, tutmak istemesine rağmen şartlarından ötürü tutamayanın da kalbindekini Allah şüphesiz bilmektedir. Yani Allah’ı (haşa) kandırmak mümkün değildir. Daha fazla bilgi için: Kuran’da Kademeli Yaklaşım

Orucun hangi saatler arasında tutulacağı konusunda da farklı görüşler vardır. Örneğin; Diyanet orucu ezan saatleri arası uygulatırken, bazıları güneşin gerçekten doğduğu ve battığı saatleri takip ederek o arada oruç tutmaktadır.

Kişisel kanaatim: Ek olarak, Arabistan’da Kuran’ın indiği dönemki Ramazan ayında siyah – beyaz ipliğin ayrılabileceği saat ile gecenin başladığı saatin arasındaki süre hesaplanarak buna göre de oruç tutulabilir. Herkes vicdanına uygun yorumu seçecektir.

Oruç tutamayanların fakirleri hangi oranda doyurması gerektiği konusunda da görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu görüşler çok çeşitlilik gösterdiğinden, merak edenleri araştırmaya davet edelim.

Kişisel kanaatim: Maide Suresi 89. ayette; yemin bozmanın kefareti olarak fakirleri doyurmaktan bahsedilirken, bunun ölçüsü “Ailenize yedirdiğinizin ortalama seviyesi” olarak verilir. Aynı ölçü oruç için de baz olarak alınabilir.

Orucunu kasten bozanların 60 gün boyunca oruç tutması gerektiği gibi yaygın bir görüş bulunmasına rağmen, bu görüşün kaynağı Kuran değildir – yani Kuran’da böyle bir emir yoktur. İşin aslı, iradesi yetmediği için gün ortasında orucunu bozan kişinin hükmüne dair net bir ceza veya yaptırım da yazmamaktadır. Bu konudaki 60 günlük oruç görüşü, hadise dayanmaktadır.

Ekstrem durumlar

6 ay gündüz yaşanan kutuplarda, gecenin sadece 2-3 saat sürdüğü kuzey ülkelerinde veya diğer gezegenlerde nasıl oruç tutulabileceği, sık sorulan bir sorudur.

Bu durumdakiler; cevabı vicdanları ve Kuran’ın esnekliğini bir araya getirerek bulabilir.

Gücü yeten ve sağlığını tehlikeye atmayacak olan kişiler, günün uzun sürdüğü yerlerde oruç tutmayı deneyebilir. Kuran, çok sıcak bir ülke olan Arabistan’a inmiştir ve orada da oruç şartları pek kolay sayılmaz.

Gündüz – gece kavramının kaybolduğu kutup, farklı gezegen gibi yerdekilere gelince… Bu kişiler, (yukarıda belirttiğimiz hesapla) Kuran’ın indiği zaman ve mekanda siyah – beyaz ipliğin ayrılabileceği saatle gece saati arasındaki süreyi hesaplayıp, bu süre kadar oruç tutabilir.

En yakındaki makul ülkenin oruç saatlerinin baz alınabileceğini söyleyen yorumcular da bulunmaktadır.

Şartlar oruca hiç elvermiyorsa, bu durumda fakirleri doyurmak konusundaki esneklik uygulanabilir ve (fiziken olamasa da) zihnen, duygusal olarak ve ruhen oruca uygun bir ay geçirmeye çalışılabilir.

Standard
life, software, software.career

Decision Matrix

I would like to demonstrate a technique I occasionally use to help me make a decision. I call it the “decision matrix”.

In our sample case, Joe needs to decide between 3 job alternatives:

  1. Join ABC Consulting and become a consultant. This is a top paying position with a high demand for overtime.
  2. Become a freelancer. This alternative lets Joe be free and flexible, but he would have zero income in periods he can’t find a contract.
  3. Join XYZ Merchandise and become a co-worker. This is a relatively easy job with a fixed schedule and medium income.

Let’s implement the decision matrix for Joe and help him decide.

Interests

First, Joe needs to write down his interests. Those are the direct or indirect things affected by his job decision.

dmat_010

Let’s break them down to understand Joe better:

  • Money: Self-explaining.
  • Time for hobbies: Joe is the sax player of a local band. He treasures his free time to study, rehearse and play live.
  • Big brand: Joe thinks that working for a big brand is important for his CV.
  • Self development: Joe expects his position to help him advance further in his profession by providing new learning opportunities.
  • Close to home: Joe hates traffic and it’s important for him to minimize the time lost in the car.
  • Ethic: Joe wouldn’t want to join a company ignorant of the environment.

Weight

Now it’s time to determine how important each interest is. For this purpose, Joe will have to assign a weight point between 1-5 to each interest. He will also mark the “show stopper” interests.

dmat_030

In this example, Joe marked “Ethic” as “show stopper”. This means; if a company performs poorly in terms of ethics, Joe will eliminate that alternative directly.

Alternatives

It’s time for Joe to put the job offers into the table. For each alternative, he will assign two columns – you’ll see why soon enough.

dmat_040

Points

In this step, Joe will give points to each job offer; depending on how good they fulfill his interest.

dmat_050

The significant points are;

  • The consulting position (Job 1) has no ethical flaws and pays good, so it gets 5 points for “Money” and “Ethic”. However; due to the high demand for overtime, it would limit his musical schedule; so it gets 2 points for “Time for hobbies”.
  • Being a freelancer (Job 2) also has no ethical flaws and he can make his own schedule, so it gets 5 points for “Time for hobbies” and “Ethic”. However; working for himself is not exactly a “Big brand”, so that interest gets only 1 point.
  • Being a co-worker (Job 3) has mediocre points for each interest.

None of the positions has low points on “Ethic”, so Joe doesn’t have to eliminate any alternative at this time.

Weighted Points

In this step, Joe will multiply the points of each job with its corresponding weight.

dmat_060

If we sum up the weighted points, we see the interest fulfillment power of each alternative.

dmat_070

The table above shows that working as a consultant (Job 1: 80 points) quantitatively fulfills Joe’s interests the best; while being a freelancer (Job 2: 76 points) is a close second. However, becoming a co-worker (Job 3: 62 points) doesn’t seem to be a satisfying alternative.

Conclusion

The decision matrix is a helpful decision making tool, which quantitatively reflects the interest fulfillment rate of each alternative. You can re-use the table of Joe for any decision.

However; no decision should be made with the mind only. We can’t see the future and what the alternatives would bring, so logic alone might not be enough. Ideally; logic, intuition and emotions should be balanced to make a decision.

This tool merely helps to clear up the logic part.

Standard
life, music

Ahmet Cemalettin Çinkılıç

Büyük dedem olan ve Sakarya Marşı gibi bilinen pek çok marşın bestecisi olan Ahmet Cemalettin Çinkılıç’ın hayat hikayesi, annem tarafından kaleme alındı. Ufak tefek değişikliklerle paylaşıyorum.

accAhmet Cemalettin Çinkılıç, tahminen 1889 doğumludur. Girit’in Hanya bölgesinden, Hacı Spata (Kılıç) ile Zeynep Hanım’ın oğludur. Başka kardeşi olup olmadığı bilinmiyor.

Çocukluğuna ait hatırladığı en net tablo; yemyeşil, geniş zeytinlikleri ve babasının kocaman değirmen taşlarıyla ezdiği zeytinlerden akan taze zeytinyağını bir kepçeye doldurarak ona içirdiği idi.

1896 yılından itibaren Rumlar’ın Giritli Müslümanlar’a karşı giriştikleri katliamlar, mal ve mülklerine karşı yapılan yağma ve tecavüzler, tüm komşuları gibi, A.Cemalettin ve ailesini de köylerini ve mallarını terk ederek kıyılardaki büyük şehirlere sığınmaya mecbur eder. Şehirlere sığınanlar geride tüm mal varlıklarıyla birlikte hayvanlarını ve zeytinyağı gibi çok değerli ürünlerini de bırakırlar. Bu arada, Hacı Spata’nın da Yunanlılar’a karşı direniş sırasında öldüğü anlaşılıyor.

Osmanlı Hükümeti, çaresiz ve sefalet içerisinde kalan Giritli Türkler’e yardım için, okul çağındaki çocukları parasız yatılı okullara gönderme kararı alır. Babasız kalan A.Cemalettin’i yokluk ve Yunanlıların zulmünden kurtarmak isteyen annesi, o zamanlar “Hidiv Valiliği” adı ile tanınan Mısır’a giden çocuklarla birlikte oğlunu da gönderir. O sıralar A.Cemalettin 7 yaşlarındadır. Ama küçücük yüreğinde, babasını öldüren, onun ailesinden, yurdundan ayrılmasına neden olan Yunanlılar’a karşı büyük bir kin beslemektedir. O kin, ölene kadar içinden çıkmamıştır.

Mısır’daki eğitimi sırasında müziğe karşı olan büyük yeteneği açığa çıkan A.Cemalettin, Hidiv’in bando okulunda eğitim görür ve mezun olduğunda Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın saray bandosuna maaşlı olarak katılır. Tüm enstrümanları gayet iyi çalsa da; üflemeli sazlar, özellikle de trompet / kornet çalmakta ustadır.

Hidiv’in sarayında, hiçbir masraf yapmadan, konforlu bir hayat sürer ve aldığı maaş, olduğu gibi cebinde kalır. Bando mensupları olarak tüm işleri, her gün belli bir süre prova yapmak ve önemli günlerde konser vermektir. Yani ekmek elden, su gölden bir hayat sürer.

Saraydaki yaşamıyla ilgili olarak anlattığı küçük bir anekdot şöyleydi: Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın çok sevdiği bir papağanı vardır. Bando elemanları prova yaparken, papağan da sürekli bir köşede onları dinler. Hatta bir süre sonra da “Hidiv Marşı”nı ıslıkla çalmayı öğrenir. Ne zaman Hidiv Abbas Hilmi Paşa salona girse, papağan ıslıkla hidiv marşını çalmaya başlar. Hidiv de bundan çok mutlu olur. Fakat papağan bu! Bando elemanları da 20-22 yaşında delikanlılar. Prova aralarında başlarlar papağana küfür öğretmeye. Hayvanın yanında sürekli “El ana buki” (Ananın…) diye tekrar ederler. Ve bir gün , Hidiv salona girdiğinde, papağan ıslıkla Hidiv marşı çalmak yerine “El Ana buki” diye bağırır! Hidiv olduğu yerde donar ve yaverine “Götürün bu pis hayvanı, bir daha gözüm görmesin!” der. O günden sonra, papağan sadece prova salonunda kalır.

A.Cemalettin, Hidiv’in sarayında Arapça’nın 7 lehçesini, ayrıca İngilizce, Almanca ve İtalyanca öğrenir. Vatanında öğrendiği Rumca ve ana dili Türkçe ile birlikte, 6 dil konuşur. Daha sonra İstanbul’da evlendiği, Yahudi kökenli Öjeni hanım (evlenmeden önce Müslüman olmuş ve Nimet adını almıştır) ailesiyle Yahudice konuştuğu için, kendinden gizli şeyler konuşamasın diye o dili de öğrenmiş ve bildiği diller 7’ye çıkmıştır. Yani müzik yeteneğinin yanı sıra müthiş bir dil yeteneğine de sahipti.

1911 yılı geldiğinde A.Cemalettin 22 yaşındadır. Bu arada İtalyanlar Osmanlı Devleti’ne savaş ilan eder ve Trablusgarp savaşı başlar. Osmanlı Yönetimi, Trablusgarp’a kuvvet ve cephane gönderecek durumda değildir. Enver Paşa liderliğinde bir gerilla harekatı başlatılacağını duyan A.Cemalettin, o güne kadar biriktirdiği bir büyük çanta dolusu (ebe çantası gibi diye tarif ederdi) Mısır lirasını alarak saray bandosundan istifa eder ve o parayla kendi komutasında , Bedeviler’den bir gönüllü birliği toplar (daha sonra anılarını anlatırken “O parayla o yıllarda İstanbul İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray’dan Taksim’e kadar yer alan binaların tamamını satın alabilirdim” derdi). Topladığı gönüllülerle birlikte Enver Paşa’ya gider ve “Paşam, askerlerimle birlikte emrinizdeyim”der. Vatanseverliği, düşmana duyduğu kin, çetecilik ve savaşçılık ruhunu ateşlemiştir.

Enver Paşa ile birlikte; Tobruk, Derne, Bingazi çöllerinde savaşır. Askerler aç ve susuzdur. Su bulamadıkları zaman, deve kesip, devenin hörgücündeki suyu içtikleri çok olmuştur. İtalyanların erzak depolarını basıp, asker için erzak çalarlar. Gece karanlığında görünmemek için çırılçıplak soyunup, baskınlarını öyle yaparlar. O baskınlar sırasında kaç İtalyan öldürdüğünü kendisi de bilmezdi. Yakaladıkları İtalyan’ları ensesinden kesip, sonra da yaktıklarını anlatırdı. “İnsan öldürmenin en kolay yolu, ensesinden kesmektir” derdi. İtalyanlar kendisini gıyabında 7 kez idama mahkum eder, ama onu yakalayamazlar.

Hidiv sarayının bando sanatçısı, ince ruhlu müzik adamı, amansız bir çete reisi olup çıkmıştır.

Bu arada Enver Paşa’yı çok severdi. Hatta bir gün çadırda sohbet ederlerken, Paşa “Beni gerçekten sever misin Giritli?” diye sorar. O da “çok severim Paşam” der. Paşa “Nereden anlayacağım sevdiğini” diye sorunca “A.Cemalettin : “Bir oğlum olursa, adını Enver koyacağım” diye cevap verir. Bu söz üzerine Enver Paşa, “Ohooo, sen bu deli kafayla, bu savaştan sağ çıkacaksın, evleneceksin, oğlun olacak ve adını Enver koyacaksın, öyle mi? Hadi canım sen de” diye güler. Ama aradan yıllar geçer, A.Cemalettin İstanbul’da evlenir , bir oğlu olur ve adını Enver koyar. O sıralar Enver Paşa , Harbiye Nazırı (Genel Kurmay Başkanı) dır. Enver’i alıp, paşa’nın makamına gider. “İşte Paşam” der. “Oğlum Enver!” Paşa çok duygulanır ve bebeğe bir beşi bir yerde takar. Ama A.Cemalettin bir daha Paşa’ya görünmez. O siyaset için değil, vatanı için savaşmıştır. Savaş bittikten sonra da hiçbir makam, maaş veya madalya istememiştir. Ölene kadar sürdüğü mütevazı yaşamını sadece müzik ile kazanır. Savaşçı ruhunu ise 75 yaşına kadar sürdürdüğü av tutkusu ile tatmin eder.

Ahmet Cemalettin İstanbul’a döndükten sonra , o zamanın eğlence merkezi olan Direklerarası’nda müzisyen olarak çalışmaya başlar. Zayıf, uzun boylu, derin bakışlı masmavi gözleri olan yakışıklı bir delikanlıdır. Zamanın ünlü kantocularının çoğu kendisine aşıktır. Hatta bir tanesi birlikte yaşamayı teklif eder, ama o sarayda geçen yıllarında lükse doymuştur ve kabul etmez. Bir gece, tiyatro seyircileri arasında gördüğü bir kıza tutulur. Kız, orkestra arkadaşı Nazmi Bey’in mahallesinden Öjeni isimli bir Yahudi kızıdır. Nazmi ile kıza haber yollar ve Müslüman olursa, kendisiyle evlenmek istediğini söyler. Öjeni kabul eder. Birlikte Şeyhülislam’a giderler, Öjeni Müslüman olur ve Nimet adını alır.

Nimet Hanım’la evliliğinden dokuz çocuğu olur. Bunlardan sadece dört oğlan ve bir kız yaşar.

A.Cemalettin Bey evlendikten sonra, Direklerarası’ndan ayrılır ve halk evlerinde müzik öğretmenliğine başlar. Bu arada, devletin mübadele göçmenlerine tahsis ettiği evlerden biri de Mersin’de kendisine verilir. Bu geniş bahçeli, üç katlı kocaman bir evdir. Mersin’deki hayatları çok rahattır. Ancak Nimet Hanım sürekli İstanbul’daki ailesi özler. Bir süre sonra, Mersin’deki evi olduğu gibi kapatarak İstanbul’a dönerler (devlet bu evleri şahsen kullanma ve satmama koşuluyla verdiği için, bu haktan vazgeçmiş olurlar).

A.Cemalettin Bey, bundan sonraki hayatını çoğunlukla ailesinden ayrı geçirir. Nimet Hanım çocuklarıyla İstanbul’da kalır, A. Cemalettin ise tayin olduğu Eskişehir, İzmir, Ayvalık gibi şehirlerdeki halk evlerinde çalışır, yörenin zengin ailelerinin çocuklarına özel müzik dersleri vererek hem kendisinin, hem de ailesinin geçimini sağlar.

Soyadı kanunu çıktığı zaman, Çinkılıç soyadını alır. Yalın kılıç anlamına gelen bu soyadı, hem kendisinin savaşçı ruhunu temsil etmekte, hem de babası Hacı Spata’dan (kılıç) tan bir iz taşımaktadır. Daha sonra mübadele ile Türkiye’ye gelen , bir kısmı İzmir’e bir kısmı Tarsus’a yerleşen akrabaları da, yine Hacı Spata’dan esinlenerek, Atakılıç soyadını almıştır.

A.Cemalettin, annesini yıllar sonra İzmir’de bulur. Girit’ten gelen muhacirlerin izlerini sürdüğünde, araştırmaları onu İzmir’e götürür. Amcasının kızı ve oğulları İzmir’dedir ve annesi de onların yanındadır. Zeynep Hanım çok yaşlanmıştır ve gözleri de iyi görmemektedir.

İlk karşılaştıklarında, A.Cemalettin ona kim olduğunu söylemez. Sadece Rumca sohbet ederler. “Çocukların var mı ana?” diye sorduğunda Zeynep Hanım, “bir Ahmet’im vardı, ama onu Mısır’a gönderdikten sonra izini kaybettim” der. A.Cemalettin “Peki şimdi görsen tanır mısın?” der. Gözleri ıslanan kadın “Tanırım, şakağında kocaman bir beni vardı” diye cevap verir. Gerçekten de A.Cemalettin’in sağ şakağında kahve çekirdeği büyüklüğünde bir beni vardır. A.Cemalettin “Bak bakalım ana, buna benziyor muydu?” diye şakağını gösterince, yaşlı kadın “Ahmedakimu! Oğlum!” diye boynuna sarılır .

Sonraki yıllarda, Giritli akrabalarıyla iletişimini bir süre sürdürse de, annesi öldükten sonra onlarla da irtibatı kesilir.

A.Cemalettin’in kişisel ve ruhsal özelliklerine bakıldığında, bu yönlerden de farklı bir insan olduğunu görüyoruz.

Birincisi, bilinen anlamda bir “Müslüman” değildi. Kuran’ı ezbere bilirse de; camiye gittiğini, namaz kıldığını, ya da oruç tuttuğunu kimse görmemiştir. Onun dindarlığı Allah’la kendi arasındaydı. Örneğin “Vallahi” kelimesini hemen hemen hiç kullanmaz, bu kelimenin “Allah adına ” anlamına gelen çok büyük bir yemin olduğunu söylerdi.

Ruhsal alemle de tuhaf sayılabilecek bir bağı vardı. Evliyalar kendisine görünür, hatta onunla şakalaştıkları bile olurdu. Örneğin, İzmir’deki evinde bir kış günü bahçe tuvaletindeyken kafasına karpuz kabukları atılmıştı. Bunun nedeni de, gece göğsüne oturan bir evliyayı küfürle kovması idi. Aynı evde, gece yarısı işten döndüğünde arkasından demir çubukla sürgülenmiş bahçe kapısını omuzlayıp yumruklayarak açamamış, tam vaz geçip gidecekken, kapı gıcırdayarak kendiliğinden açılmıştı. Bu olayı da aynı evliyanın kendisine yaptığı bir şaka olarak anlatırdı. (O olayda, Nimet Hanım bahçe kapısının yumruklandığını ve A. Cemalettin’in içeri giremediğini evin penceresinden gördüğü halde, korktuğu için dışarı çıkıp kapıyı açamadığını söylerdi.)

El becerisi müthiş gelişmişti. Özellikle ahşap işleri ve tahta oymacılığı hobisiydi. Yaşlandığında, evdeki aletleriyle gelinlerine ahşap dikiş kutuları, örgü şişleri, çorap örme yumurtaları yapıp hediye ederdi.

Çok sağlıklı bir bünyesi vardı. 98 yaşına kadar, kazalar dışında hiçbir sağlık sorunu olmadan yaşamıştı. Tabii bunun en önemli nedeni, beslenme tarzıydı. Et sevmez, daha çok sebze yerdi. Yemeklerini mutlaka zeytinyağıyla pişirir hatta sabahları bile aç karnına zeytinyağı içerdi. Fırsat buldukça ot toplamaya çıkar, kimsenin tanımadığı otları bulur, onlardan çok lezzetli yemekler yapardı. Çok iyi bir avcıydı. Anadolu’da yaşadığı yıllarda düzenli olarak bıldırcın ve keklik avına çıkardı. Hatta beslediği av köpeği, akşam yaptığı hazırlıklardan ertesi gün ava çıkacaklarını anlar; sabah güneş doğmadan, A.Cemalettin’den önce avcılar kahvesine gider ve onu orada beklerdi.

Koyu bir sigara tiryakisiydi. Gece bile uykusundan sigara içmek için kalkar, sonra tekrar uyurdu. Rakı içmeyi sever, ama sarhoş olmazdı. Bulmaca çözmeyi çok sever, geniş kelime bilgisiyle en zor çapraz bulmacaları bile çabucak çözerdi. Ellerinin iyice titremeye başladığı yaşlılık yıllarında bile, sağ elinde tuttuğu kalemi sol eliyle de destekleyerek bulmaca çözmeyi sürdürmüştü.

75 yaşındayken bir kaza sonucu kalçası kırılmış, doktorların kalça kemiğine ameliyatla çivi çakacağını duyduğunda, gece alçısını keserek hastaneden kaçmıştı. Daha sonra kalçası kendiliğinden kaynamış ve geriye hiçbir sakatlığı kalmamıştı. Elleri çok muntazam ama çok güçlüydü. Bir demir lirayı üç parmağı arasında (işaret, orta ve baş parmaklarıyla) sıkıştırıp bükebilirdi.

Kendince uyguladığı tedavi yöntemleri vardı. Örneğin yanık üzerine taze yumurta sarısıyla saf zeytinyağını karıştırıp mayonez kıvamında bir merhem yaparak sürer, yanık hiç iz bırakmadan iyileşirdi. . İltihaplı çıbanların ya da fistüllerin (kıl dönmesi) üzerine, saf zeytinyağı ve günlük yumurta sarısı ile birlikte tunç havanda dövdüğü kuru inciri bağlar, çıban ertesi gün patlayıp boşalır ve hiç yara izi bırakmadan iyileşirdi. Bir yerini kestiğinde, üzerine mobilya cilası sürer, kanı hemen durdururdu. Bugünkü antiseptik yara spreylerinin de yara üzerinde bir film oluşturarak kanamayı durdurduğu düşünülürse, bu cila uygulamasının ne kadar mantıklı olduğu anlaşılıyor.

Her zaman bakımlı ve temiz giyimliydi. Her sabah mutlaka traş olur, yelekli takım elbise, gömlek giyer, kravat takardı. Sokağa çıkarken mevsime göre hasır şapka veya fötr şapka giyerdi. Ölene kadar hep böyle giyindi.

Müziği hayatının sonuna kadar hiç bırakmadı. Ruhundaki coşkulu savaşçı hiç ölmediğinden olsa gerek, sürekli marş bestelerdi. Enstrümanı olmadığı yıllarda bile, bestelerini kafasından yapıp sonra notaya dökerdi. İstiklal Marşı için açılan beste yarışmasına katılan ünlü bestecilerden biri de A.Cemalettin idi. Yarışmada seçilen besteyi hep eleştirir, milli marşın her kesimden halkın kolayca söyleyebileceği türde bir beste olması gerektiğini söylerdi. Ona göre, güftenin prozodisi de hatalıydı. Kendi bestesinin zeybek havası tarzında olduğunu, çok sıcak ve akılda kalıcı bir melodi yarattığını anlatırdı.

Bilinen ve çok sevilen bir bestesi de Sakarya Marşı’dır. “Selam sana ey şan dolu sancağım, Sakarya’da kurtuldu şan ocağım” diye başlayan marşı Sakarya meydan savaşının hemen ardından bestelemişti. Marş, İstanbul Şehzadebaşı’ndaki bir müzikholde ilk kez çalındığı akşam, halk besteyi büyük bir coşkuyla karşılamış ve orkestradan tekrar tekrar çalınmasını istemişti.

Marş bu şekilde ağızdan ağıza yayılır ve bir akşam tiyatrodan çıkan halk , hep bir ağızdan Sakarya Marşını söyleyerek yürüyüşe geçince, İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri’nin komutanı A.Cemalettin’in merkeze getirilmesini ister.

Komutan , huzuruna getirilen A.Cemalettin’e “Nedir bu böyle, Kamal ! Kamal! Kamal!” diye öfkeyle sorunca, A.Cemalettin ” Efendim, birkaç hafta önce bir oğlum oldu, adı Kemal. Benim de adım Cemal. “Allahıma emanettir Kemal’im , Dünyalara bedeldir mah Cemalin” dizelerini bu yüzden besteledim” der. Gerçekten de, ortanca oğlu Kemal o tarihte doğmuştur ve adını da Mustafa Kemal koymuştur. Komutan bu açıklamaya karşı hiçbir şey yapamaz ve o güzel marş halkın gönlünde ve dilinde günümüze kadar gelir.

Yaşlılık yıllarında da marş bestelemeyi sürdürdü. Bestelediği marşları Fatih’teki İtfaiye Bandosu’na götürürdü. Orada gördüğü saygı ve ilgi çok hoşuna gider, bestelerini bandonun çaldığını izlemekten büyük keyif alırdı. Hiçbir eserinden telif ücreti kazanmamıştı, zaten beklememişti de. Müziğini başkalarıyla paylaşmak, onu mutlu etmeye yeterdi.

Ölene kadar hiç kimseye yük olmadı. Eşi öldükten sonra da tek gözlü bir evde yalnız yaşadı. Zaman zaman çocuklarını ziyarete gider, bir iki gece kalır, sonra tekrar evine dönerdi. Ender de olsa , grip olduğunda bile , uzun bir çubuğun ucuna bağladığı pamukla sırtına kendi kendine tentürdiyot sürer, halinden hiç şikayet etmezdi.

Öldüğü gün, ortanca oğlu Kemal’in evinde misafirdi. Gece yattı ve sabah uyanmadı. Sessizce, kimseye sıkıntı vermeden , 98 yaşındayken çekip gitti bu dünyadan. Geriye sadece besteleri kaldı.

Standard
kuran

Kuran’da Ben, O, Biz

Kuran’da Allah’tan bahsedilen ayetlerde farklı şahıs kipleri kullanılmıştır:

  • Ben (1. tekil şahıs)
  • O (3. tekil şahıs)
  • Edilgen (şahıs kipi olmadan)
  • Biz (1. çoğul şahıs)

Neden bu şekilde ayrı ifade şekilleri seçildiği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.


Ben

Bu ifadeyi içeren ayetler, Allah’ın doğrudan doğruya kendinden bahsettiği ayetlerdir.

  • Kuran’ı Allah’ın doğrudan Peygamber’e vahyettiği görüşünde olanlar; “Ben” ifadesi içeren ayetlerin Allah’ın kendisinin konuştuğuna işaret olduğunu söyler.
  • Kuran ayetlerinin (melek kabilinden) bir aracı ile Peygamber’e indiği görüşünde olanlar, “Ben” ifadesi içeren ayetlerde Allah’ın sözlerinin (alıntı yapar gibi) doğrudan doğruya Peygamber’e aktarıldığı ayetler olduğunu söyler.

Her iki durumda da; Peygamber’den beklenen şey bu sözleri Allah’tan alıntılaması ve aktarmasıdır. Örnek ayetler:

“Ben tevbe edenin tevbesini kabul ederim.” (2:160)

“Kullarım beni sorarlarsa, bilsinler ki ben, onlara yakınım. Benden isteyenin, bana dua edenin duasını kabul ederim.” (2:186)


O

Bu ifadeyi  içeren ayetler, Peygamber’in Allah’tan bahsetmesi ve onun hakkında öğretici aktarım yapması için inmiş ayetlerdir. Örnek ayetler:

“O Rab ki, yeri sizin için bir zemin, göğü de bir tavan yaptı.” (2:22)

“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.” (2:29)


Edilgen (Şahıs kipi olmadan)

Bu şekilde ifade bulan ayetler, Allah’ın özne olarak doğrudan geçmediği, ancak bağlam içerisinde Allah’ın anlaşıldığı tarz ayetlerdir. Örnekler:

Oruç size farz kılındı.” (2:183)

“Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı.” (4:24)


Biz (1. çoğul şahıs)

En hissedilir görüş ayrılığı, “Biz” ifadesi içeren ayetler hakkındadır.

  • Bir görüşe göre; bunlar Allah’ın azametini ifade eden ayetler olabilir. Nasıl saygı duyduğumuz kişilere “Siz” diyorsak, alemlerin Rabbi olan Allah da azametini ifade etmek istediği yerlerde kendisine “Biz” demektedir.
  • Bir diğer görüşe göre; Allah’ın, iradesini aracı kullanarak tecelli ettirdiği ayetler olabilir. İradesini kainattaki prensipler, güçler, melekler, vb vasıtasıyla tecelli ettirmeyi tercih ettiği durumda, bu farkın anlaşılıp hissedilmesi için “Biz” ifadesini kullanmıştır.
  • Bu ikisi kadar kabul görmemiş diğer görüşler;
    • Allah, meleklerin şahit olduğunu anlatmak için “Biz” demiştir
    • Allah’ın birden fazla isminin tecelli ettiği durumlar için “Biz” ifadesi kullanılmıştır

Örnek ayetler:

“Biz şükredenlerin mükafatını vereceğiz.” (3:145)

“Hiç şüphe yok ki, Kuran’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (15:9)

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (95:4)

Peki ama bu görüşlerden hangisi doğru? Bu konuda biraz ayet incelemesi yapalım.

Aracılar

Enfal ve Tevbe suresine baktığımızda, şu ifadeleri görüyoruz:

“Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın.” (9:14)

“Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. İnananları kendisinden güzel bir imtihanla denemek için yaptı bunu. Allah; işitendir, bilendir.” (8:17)

Bu ayet, Allah’ın irade buyurduğu şeyleri (uygun gördüğünde) aracı vasıtasıyla yapıyor olabileceğini ortaya koymaktadır. Benzeri diğer ayetleri araştırabilirsiniz.

Ancak; “Biz” dediği her yerde bir aracıdan mı bahsedilmektedir?

Azamet

Secde suresine baktığımızda ise şu ifadeyi görüyoruz:

“Dileseydik, herkesi doğru yola iletirdik. Fakat; Cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağım diye söz verdim.” (32:13)

“O vakit biz meleklere, ‘Adem’e secde edin’ demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.” (2:35)

Doğru yola iletme / iletmeme konusundaki dileğin sahibi sadece Allah’tır. Adem’e secde edilmesini emreden de sadece Allah’tır ve “Biz” ifadesini herhangi bir aracıdan (melekten) net bir şekilde ayırmaktadır.

Bu örnekler; “Biz” ifadesinin aracı anlamına geldiği görüşünü zayıflatmaktadır. Benzeri diğer ayetleri araştırabilirsiniz.


Sonuç

Allah aracı kullanmayı seçse de seçmese de, olup biten her şeyin arkasında kendi iradesi ve izni vardır. Dolayısıyla; “Biz” diye geçen ayetleri, olayların arkasında hep Allah’ın ve onun azametinin olduğunu düşünerek okumak, bizi herhangi bir yanlıştan koruyacaktır.

Ek olarak belirtelim; bu konuşma tarzı halkın aşina olduğu sultan konuşma tarzıyla da örtüşmektedir. Sultanların da bu kabilden konuşma tarzı vardır:

  • Ben yaptım, ben emrettim diyebilir
  • Biz yaptık, biz emrettik diyebilir
  • Kendinden 3. şahıs olarak bahserek “Sultanınız emretti” diyebilir
  • Kendinden hiç bahsetmeden “Şunlar yapılacaktır” diyebilir (ama halk emrin sultandan geldiğini bilir)

Alemlerin Rabbi olan Allah; müminlerin kendi hakimiyetini doğru hissedebilmesi için onların alışık olduğu bu çoklu hitap şeklini seçmiş olabilir. Zira Kuran, insanların anlayabilmesi için indirilmiştir.

Arap dilinde ve kültüründe; itibar, şan ve şöhret sahibi birinin kendinden “biz” diye bahsetmesi uygun görülürken, sıradan bir insanın aynı şeyi yapması kibir olarak görülür. Yani; “biz” ifadesinin azamet belirtmesi, Kuran’ın indiği Arap dili ve toplumu için yeni değil, alışıldık bir durumdur.

Bu doğrultuda;

  • Allah; “Biz” ifadesini kullandığı ayetlerde azametini ifade etmektedir. Bunun yanı sıra; Allah’ın azameti zaten sonsuzdur. “Ben” veya “O” veya edilgen anlatımla diye inen ayetlerde de görülebilir.
  • Allah, irade buyurduğu bazı işleri aracı ile tecelli ettirmiştir; bunu ayetlerde de görüyoruz. Ancak, “Biz” ifadesi ile aracı kullanımı arasında bir korelasyon yoktur. Yani,
    • “Biz” içermeyen ayetler de aracılı/aracısız tecelli içerebilir
    • “Biz” içeren ayetler de aracılı/aracısız tecelli içerebilir

 

Standard
software, software.apple

Why I Gave Up Evernote

I used to prefer Evernote (why) over other productivity apps. I thought I’d never do it, but I have moved from Evernote to Apple Notes. Here are the reasons why; in random order.

Sync 

Cross-device Evernote sync messes up my shortcuts within the app. After carefully organizing the shortcuts on my Mac, I turn on my (normally idle) iPad; which reverts the shortcuts back to the last time I had my iPad on. I couldn’t find any way to disable that.

Visual

Despite persistent user requests, Evernote Mac still doesn’t have a dark mode. After activating the dark mode of Mac Os Mojave, Evernote was the only bright & shiny window left, which was undesirable to tell the least.

When using Mojave in dark mode, the list view messes up with random black lines; and I was unable to get this bug through to the development team (read further).

In my opinion; Evernote is slow to follow the visual trends on Mac anyway. It doesn’t feel like a native modern Mac App to me; it sometimes feels like a program running in a virtual box or something.

Editor

Evernote editor is not very good if you use a lot of indentation in your notes. You can indent a line, but as soon as you hit enter, the new line starts at column zero. This might be insignificant for many users; but as a programmer working with indentations all the time, I find that frustrating.

Support

I was using the paid version of Evernote, and expected to have a decent support. However; getting a bug or significant request to the actual development team is really painful and time consuming.

First, they assign you a random community member which assumes that you are a random dummy end-user and forces you to walk through uninstallation, deletion of cache and whatnot – which never helped in my cases. Then, you need to provide screenshots and videos; which is fair. But most of the time, the random member told me that this matter is or is not in the development plan; and you can’t get through that.

You can try posting on the forums, but I got no response from Evernote devs from there either. It is so time consuming and frustrating that I totally gave up submitting bugs and suggesting new ideas.

Features

I have noticed that I don’t use most of the paid features at all. The ones that I use are available for free on other platforms. So, it didn’t make sense to keep my subscription active.

I have simplified my productivity workflow; and I don’t need the (otherwise wonderful) tagging / searching / linking / etc. capabilities any longer. The ones I need are available on other platforms as well; such as Apple-scripting, sharing, cross-device availability, etc.

(I am planning to write about my new simplified productivity workflow as well; follow me for updates.)

My Choice: Apple Notes

Looking for an alternative; I have found that the latest version of Apple Notes has all the capabilities I need + better Siri integration. Moving from Evernote to Notes was also very easy; I have simply exported my notes from Evernote and imported them into Notes, and was back to productivity within 15 minutes or so. Here is a useful guide on the subject.

Evernote is still a very good and powerful product though, if you like it and don’t have any frustrations, keep it.

Standard
life

Body Parts as Units of Measurement in Turkish Language

In Turkish slang, it is very common to use body parts as units of measurement.

Some of them are accurate and make sense.

  • Finger: Indicates smallness in physical size; used typically to indicate that children deserve compassion because they are powerless. “You can’t do that to a child as small as a finger” means that the child is small in size & age; and should be treated gently.
  • Palm: Indicates smallness for intangible things. “Palmful happiness” means that someone experienced a small happiness, but is satisfied with it.
  • Eye: Indicates smallness for residences. “An apartment with one eye” means that the apartment has a single small room.

However; some of them don’t make sense at all. For instance; head is used for largeness, while butt is used for smallness.

  • Head: Indicates largeness for objects supposedly small in diameter. “An apple like my head” means that the apple is unnaturally large.
  • Butt: Indicates smallness for spaces; such as residences and chairs. “A room like a butt” means that the room is tiny.

Another example is; arm is used for largeness, while leg is used for smallness.

  • Arm: Indicates largeness for objects supposedly small in length. “A poo like my arm” means that the poo is unnaturally long – and possibly thick too.
  • Leg: Indicates smallness in physical length; used typically to overlook children. “You are a child as small as a leg” means that the child is supposed to know his/her place because he/she is still young.

The most difficult term to understand may be “penis”, though. There are different synonyms for penis; some of which indicate smallness while others indicate largeness.

  • Fuck: Indicates smallness in general. “The fuck sized town has four theaters” means that the town is very small, but has too many theaters despite.
  • Dick: Indicates largeness in general. “The exam was as difficult as a dick” means that the exam questions were very difficult.

Talking about genitalia; female organs are used as well.

  • Midwife: Typically used to describe distance. “He resides at the vagina of his midwife” means that the person in question lives in a very remote place.
  • Infidel: Typically used to describe heat. “The weather is like an infidels vagina” means that it is a very hot day.

Consult your Turkish instructor for more details.

Standard
music, music.guitar

8 Yaş İçin Elektro Gitar

Bir aile dostumuzun 8 yaşındaki oğlu, elektro gitara başlamak istiyormuş. Kısa bir piyasa araştırması sonucu, şu anda piyasada bulunan gitarlardan uygun olduğunu düşündüklerimi çıkardım.

Genel Bilgiler

Seçilen mağazaya gitmeden önce arayıp stok sormakta fayda var; bakmak istenen gitar ellerinde olmasa bile 1-2 güne getirtiyorlar deneyebilmek için.

Aşağıda hem küçültülmüş, hem de yetişkin boyda gitarlar seçtim. Çok büyük gelmezse, yetişkin ile başlayıp ona alışmasını öneririm. Ama büyük gelirse; hakim olamazsa veya taşıması zor olacaksa, küçültülmüş gitar tercih edilebilir.

Elektro gitarın yanında bir de amfi gerekecek, onu da önerilere dahil ettim.

İkinci el gitar / amfi de düşünülebilirdi; ancak ilk enstrümanı mağaza garantisi kapsamında almakta fayda var. Değişiklik, tamir veya bakım gerektiğinde karşınızda muhatap bulabilmek iyi bir fikir.

Do-Re Müzik

Bulvar 216’da var.

Epiphone Les Paul Express: Küçültülmüş boyutlarda, hafif, Short-Scale ve hesaplı bir elektro gitar. Epiphone, Gibson’un alt markasıdır. Bir denemek lazım ama 8 yaş için umut vaadeden bir gitar. Fiyat: ~1.250₺
Sunburst: https://www.do-re.com.tr/epiphone-les-paul-express-mini-elektro-gitar
Siyah: https://www.do-re.com.tr/epiphone-les-paul-express-mini-elektro-gitar-1

Blackstar LT-Echo 10: Küçük, hafif, kafa şişirmeyecek bir amfidir. Hem Clean hem de Distortion kanalı olduğundan, elektro gitarla ihtiyaç duyulacak iki temel tonun ikisi de alınabiliyor. Fiyat: ~567₺
https://www.do-re.com.tr/blackstar-lt-echo-10-kombo-elektro-gitar-amfisi

Zuhal Müzik

Akasya AVM’de var.

Squier Affinity Set (10): Hem gitar, hem de amfi, hem de gerekli tüm aksesuarları barındıran başlangıca uygun bir set. Squier, Fender’in alt markasıdır; hesaplı gitarları Squier markasıyla üretiyorlar yani. Fiyat: ~2.500₺
https://shop.zuhalmuzik.com/Stop-Dreaming-Start-Playing-Set-Affinity-Strat-Fender-Frontman-10G-Amp-Black_78298.html#0

Squier Affinity Set (15): Yukarıdakinin neredeyse aynısı; sadece amfisi biraz daha güçlü ve gitardaki manyetiklerden biri Humbucker. Fiyat: ~2.900₺. Ben ikisi arasında, biraz daha hacimli amfiyi tercih ederdim (yani bu set).
Kırmızı: https://shop.zuhalmuzik.com/Stop-Dreaming-Start-Playing-Set-Affinity-Strat-HSS-Fender-Frontman-15G-Amp-Candy-Apple-Red_78300.html#0
Sunburst: https://shop.zuhalmuzik.com/Stop-Dreaming-Start-Playing-Set-Affinity-Strat-HSS-Fender-Frontman-15G-Amp-Brown-Sunburst_78301.html#0

Senkop Müzik

Tünel’de var. Zuhal’de de bulunan Squier Affinity’ler burada da satılıyor. Fiyatları aynı gibi.

Squier Affinity Set (10 siyah): https://www.senkop.com.tr/Squier-Affinity-Series-Strat-Frontman-10G-Amp-BLK,PR-64443.html

Squier Affinity Set (10 Sunburst): https://www.senkop.com.tr/Squier-Affinity-Series-Strat-Frontman-10G-Amp-SB,PR-64442.html

Squier Affinity Set (15 Sunburst): https://www.senkop.com.tr/Squier-Affinity-Set-Strat-HSS-BSB-Frontman-15G-Elektro-Gitar,PR-57627.html

Standard