kuran

Kuran’da Kadın Şahitliği

Kuran-ı Kerim’de, borç / iş sözleşmelerinde şahitlik gerekeceği durumda; ya iki erkeğin, ya da bir erkek ve iki kadının şahit yapılabileceği ifade edilir. Bu husus, kadın – erkek eşitliği anlamında çok tartışılmış olmasına rağmen, aslında kadınları hakir gören bir anlam içermemektedir.

Önce söz konusu ayeti inceleyelim.

“Ey iman sahipleri! Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borç altına giren kişi de onu kayda geçirtsin ve Rabb’inden korksun da borcundan hiç bir şey eksiltmesin. Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf, çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. Bu, kadınlardan biri şaşırırsa / unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir. Tanıklar, çağırıldıklarında çekimser davranmasınlar. Küçük veya büyük, borcu, süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha yakın, tanıklık için daha sağlam, kuşkuya düşmemeniz için daha elverişlidir. Ancak aranızda döndürüp durduğunuz tamamen peşin bir ticaret söz konusu ise onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Karşılıklı alışveriş yaptığınızda da tanık bulundurun. Yazıcıya da tanığa da zarar verilmesin. Böyle bir şey yaparsanız bu, kendinize kötülük olur. Allah’tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah, her şeyi en iyi biçimde bilendir.” (2:282)

Burada ilk dikkat edilecek husus, hüküm ve gerekçenin bir arada verilmiş olduğu gerçeğidir. İki kadın şahit bulma hükmünün gerekçesi, kadınlardan birinin unutma veya karıştırma ihtimalidir. Pek çok yorumcu; eğitim görmüş ve ticaretten anlayan bir kadın şahit bulunduğu durumda, gerekçe ortadan kalkacağı için bir kadının şahitliğinin de yeterli olacağını ifade etmiştir.

Peki, kadının unutma / karıştırma ihtimalini nasıl değerlendirmeliyiz?

Öncelikle; Kuran’ın sadece ideal şartlar için değil, tüm şartlarda geçerli olabilecek esneklikte ve kapsamda indirilmiş bir kitap olduğunu hatırlayalım.

Bugünün modern ve gelişmiş toplumlarında; genel olarak kadınların erkeklerle aynı eğitim düzeyinde olduğu ve ticari konularda benzer tecrübeye sahip olma ihtimalinin kuvvetli olduğu söylenebilir.

Ancak; modern toplumlarda bile aynı işi yapan kadınlar erkekten daha düşük ortalama maaş almaktadır. Yönetim seviyesinde üst kademelere bakıldığında ise, erkek nüfusu kadına oranla çok daha fazladır.

Modern toplumlarda bile durum böyleyken; az gelişmiş toplumlarda durum daha da dramatik bir hal almaktadır. Kadınların eğitim seviyesinin düştüğünü, iş / ticaret tecrübesinin azaldığını görüyoruz. Gelişigüzel seçilmiş on erkekten belki sekizi ticaretten iyi anlarken, on kadından belki ikisi ticaretten anlayacaktır.

Karışık bir borç / ticaret anlaşmasının şartlarını doğru bir şekilde hatırlamak söz konusu olduğunda; bu işlerle her gün uğraşan bir erkek şartları doğru hatırlayabilecekken, bu işlere uzak kalmış bir kadın doğru hatırlamakta zorlanabilir.

Bu yüzden; kadının şaşırma / doğru hatırlayamama ihtimalinin olduğu gerekçesi de ilave edilerek, bir kadın yerine iki kadın şahit tutulması gerektiği ifade edilmiştir.

Bu hüküm, kadın – erkek arasındaki eşitsizliğe veya erkeğin üstünlüğüne işaret etmez. Kadının unutma ihtimalinin gerekçe olarak verilmesi, bu anlamda incelikli bir noktadır. Ortalama bir kadın ve erkek, birbirine karşı farklı üstünlüklere ve zayıflıklara sahiptir.

Az gelişmiş toplumlarda kadınların eğitim seviyesinin ve işe katılımının neden düşük olduğu, sosyolojik ve antropolojik öğeleri de barındıran apayrı bir tartışma konusudur. Kuran-ı Kerim’deki hüküm, tüm şartlarda geçerli olacak şekilde ticari anlaşmayı riske atıp kimseyi mağdur etmeyecek bir çözüm getirmiştir.

Standard
kuran

Kuran’da Çok Eşlilik

Kuran’da erkeklere dört kadına kadar evlilik ehliyeti verilmiş olması, kadın – erkek eşitliği anlamında çok tartışılan konulardan biridir.

“Himayeniz altındaki yetim kızlarla evlenince haklarını gözetemeyeceğinizden, adaleti sağlayamayacağınızdan endişe ederseniz, onlarla değil, size helâl olup arzu ettiğiniz diğer kadınlarla iki, üç veya dört hanım olmak üzere evlenin. Eğer bu takdirde de aralarında adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz, bir kadınla veya elinizin altında olan cariyelerle yetinin. Bu durum, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” (4:3)

Kuran’da bir kavramın iyi anlaşılması için, o kavramın geçtiği tüm ayetleri incelemek gerekir. Bu konuya yakın diğer ayetleri de inceleyelim.

“Ne kadar isteseniz de, kadınlar arasında tam bir adalet sağlayamazsınız; bari tamamen birine meyledip de diğerini ortada bırakmayın. Eğer durumunuzu düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (4:129)

3. ayette adaleti gerçekleştirmekten endişe edenlerin tek eş ile yetinmesi gerektiği söyleniyor. 129. ayette ise, kadınlar arasındaki adaleti sağlamanın imkansızlığı dile getiriliyor. Bu iki ayet bir arada düşünüldüğünde; aslında tavsiye edilenin tek eşlilik olduğu sonucuna varılabilir mi?

Bu sorunun cevabını düşünürken; erkeğin 4 eş almasının bir zorunluluk değil ehliyet olduğunu, ve bu hükmün erkeklerin 40 eş alabildiği bir ortama inmiş olduğunu da hatırlayalım.

Bir diğer faktör, Kuran’ın her ortama uygulanabilecek şekilde inmiş olduğu gerçeğidir. Gelişmiş ve sakin bir ülkede tek eşlilik norm olmuş olabilir. Ancak o kadar şanslı olmayan ve orman kanunları ile yürüyen bir toplulukta, eşini kaybetmiş bir kadının ve çocuklarının tek hayatta kalma şansın bir erkeğin himayesi olabilir.

Bu ehliyet, belki de buna benzer ortamlarda geçerli olmak üzere verilmiştir? Zira ayet içerisinde, erkeğin istediği kadını elma alır gibi alabileceği gibi bir hüküm yoktur. Bu durumda; doğal olarak adil bir evlilikte kadının rızasının da bulunması gerektiği sonucuna varılabilir.

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunlarda düşünen kavim için ayetler vardır.” (30:21)

Zorla evlendirilen bir kadının eşine sevgi ve merhamet duyması söz konusu olamayacağına göre, evlilik akdinin de ideal durumda karşılıklı rıza ile olması gerektiği sonucuna varılabilir.

Örneğin; en iyi arkadaşını savaşta kaybetmiş bir erkek, onun eşini “evlilik” adı altında himayesi altına alıp koruyabilir. Kadın da canını kurtarmak için bunu isteyebilir. O kadının ortada kalıp tecavüz ve ölümle yüz yüze gelmesinden çok daha iyi bir çözüm olacaktır. Ayrıca; o ortamdaki bir kadının himaye altına girmesi, kadının kendini cinsel anlamda sunmak zorunda olduğu anlamına gelmeyebilir.

“Ey iman edenler, mümin kadınları nikahlayıp, sonra da onlarla ilişkiye girmeden boşadığınız zaman, onlara iddet saymanıza gerek yoktur. Onlara geçimliklerini verin ve onları güzel bir şekilde bırakın.” (33:49)

Görüldüğü üzere; Kuran bu ayette, ilişki yaşanmayan bir evlilik bağı olabileceğine işaret etmiştir. Belki de ilişki yaşanmayan evlilik türlerinden biri, erkeğin can güvenliği tehlikede olan bir kadını himayesi altına almasıdır?

Bir başka örnek; savaş, hastalık gibi sebeplerle erkek nüfusun azalmış olduğu bir toplum olabilir. Kuran’ın sadece ideal şartlara değil her ortama uygun olarak indirilmesini hatırlayacak olursak, bu duruma düşmüş ilkel sayılabilecek bir toplulukta da neslin sürmesi için erkeğin birden fazla eş alabilmesi ehliyeti mantıksız olmayacaktır. Zira bir kadın bir sene içerisinde tek bir çocuk dünyaya getirebilir, ancak bir erkek pek çok çocuğun babası olabilir.

Bu konuda herkesin kendi doğrusunu bulması dileğiyle…

Standard
kuran

Kuran Her Ortama Gönderilmiştir

Kuran-ı Kerim’de okuduklarımızı yorumlarken, bu kitabın her ortamda geçerli olabilecek şekilde ve esneklikte olduğunu hatırlamalıyız. Kuran’da bulacağımız hükümler, hem ideal şartlarda yaşayan, hem de zor şartlarda yaşayan insanların tamamına indirilmiştir.

Okuduğumuz bir hüküm; ideal şartlarda yaşayan insanların hiç ihtiyaç duymayacağı bir içerik barındırırken, zor şartlarda yaşayan insanlar için çok önemli bir kılavuz niteliğinde olabilir.

Benzer şekilde; mesela fakir birinin gündemine pek gelmeyecek bir ayet, zengin biri için sürekli uygulama ihtiyacı hissedeceği bir nitelik taşıyor olabilir.

Kuran’daki hükümleri algılarken, kitabın kapsayıcılık ve evrensellik ilkelerini ve her topluma / ortama gönderilmiş olduğunu hatırlamakta fayda var.

Bu konuda incelenebilecek tipik bir örnek, kadınların borç şahitliğidir. Çok eşlilik de aynı kapsamda değerlendirilebilir.

Standard
kuran

Kuran’da Cenin Oluşumu

Anne karnındaki ceninin oluşumu, Kuran’da detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

“Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alakı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Tanrı, ne yücedir.” (23:14)

Bu konuda bir başka örnek ayeti daha inceleyelim.

“Ey insanlar, eğer, tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa size açıkça gösterelim diye sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve sizi bebek olarak çıkarırız. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri bilmez olsun diye ömrünün en düşkün dönemine ulaştırılır. Yeryüzünü kupkuru görürsün de biz ona su indirince harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiyi çift çift bitirir.” (22:5)

Burada anlatılan aşamalar, modern tıp ile tespit edilebilmiş aşamalarla örtüşmektedir; dileyen bunu daha detaylı araştırabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken ilk incelik, alak (yani Arapça “Alaqa”) kelimesindedir. Eski bazı meallerde bu kelime kan pıhtısı olarak çevrilmiş olsa da; bu kelimenin gerçek anlamı bağlanan, yapışan, takınıp tutunan, emen demektir. Arapça’da sülüğün de “Alaqa” diye adlandırılması, gıdasını emerek, yapışarak alan anlamını kuvvetlendirir.

Ceninin ana rahmindeki ilk evrelerinde sülüğe benzer bir şekilde rahim duvarına yapışarak besin emen bir et parçası formunda olması, Kuran’ın inceliğini ortaya koyar.

 

Bir diğer incelik, “bir çiğnemlik et” ifadesindedir. Embriyo 1 aylıkken, bir çiğnemlik et boyutunda olmasının yanı sıra, üzerinde diş izini andıran tesbihimsi bir yapı meydana gelmektedir. “Çiğneme” benzetmesindeki incelik, bu açıdan da dikkat çekicidir.

Ancak modern tıbbın imkanlarıyla detaylı incelenebilen cenin gelişimi hakkında bu kadar isabetli açıklamalar barındırması, Kuran’ın kaynağının insan olmadığı konusundaki net göstergelerden biridir.

Standard
kuran

Kuran’da Kadın Giyimi

Kadınların nasıl giyinmesi gerektiği çok tartışılan bir konudur. Sayısız yorum bulabileceğiniz bu konu, temelde birkaç ayete dayanmaktadır.

Ahzab 39

Ayetlerden biri, Ahzab Suresi 39. ayettir.

“Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu tanınmaları ve incitilmemeleri için en uygundur. Allah, bağışlayıcıdır, merhametlidir.” (33:59)

Bu ayet hakkında, geniş bir skalaya yayılan pek çok yorum bulunmaktadır. Skalanın bir ucunda, kadının tamamen örtülü olması gerektiği görüşü vardır. Diğer ucunda; hüküm ve gerekçe bir arada verildiğinden, kadının kendi yaşadığı çağın şartlarında sarkıntılığa yol açmayacak tarzda giyinmesinin kastedildiği görüşü vardır.

Ortalarda yer alan bir görüş, kadının vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde giyinmesi gerektiğidir.

İki uç arasına serpiştirilmiş katı / ılımlı başka pek çok alternatif görüş bulunmaktadır.

Kendi yorumunuza yardımcı olması açısından, ayetin diğer meallerini kuranmeali.org sitesinde okuyabilirsiniz.

“Evlenme arzu ve ümidi kalmamış olan ihtiyar kadınların, ziynet yerlerini teşhir etmeksizin, dış giysilerini çıkarmaları, günah değildir. Bununla beraber sakınmaları, kendileri yönünden daha iyidir. Allah her şeyi işitir, gizli aşikar her şeyi bilir.” (24:60)

Bu ayette; ihtiyar kadınların gençlerin aksine dış giysilerini çıkarabileceği, ancak onların dahi ziynet yerlerini saklaması gerektiğini görüyoruz. Bu da bizi, ziynet yerlerinin ne anlama geldiği sorusuna götürüyor.

Nur 31

Bir diğer ayet, Nur Suresi 31. ayettir.

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar. Açıkta olan kısmı hariç ziynetlerini göstermesinler. Örtülerini de göğüs yırtmaçlarının üzerine sarkıtsınlar. Süslerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kendi kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendisi gibi kadınlar, kendi cariyeleri, erkekliği kalmamış hizmetçileri, kadınların mahrem yerlerini henüz bilmeyen çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. -Ey müminler, kurtuluşa ermek için hep birden Allah’a tövbe edin!” (24:31)

Bu ayette, kadınların bazı şeylerini sadece yakın akrabalarının yanında açabileceği, diğer kişilerin yanında açmaması gerektiği belirtilmektedir.

“Bazı şeyler” ile ne kastedildiği konusunda epey fazla yorum bulunmaktadır.

Bir yoruma göre; kadının saçlarını, göğsünü, mahrem yerlerini ve takı takılan kulak gibi bölgelerini kapatması gerekir. Bu görüş, kadınların abdest alması gerektiğini de dikkate alarak, genelde el / ayak gibi abdest yerlerinin örtülü olması koşulunu aramamaktadır.

Kadının başının mutlaka örtülmesi gerektiği görüşüne karşı çıkanlar, burada örtü anlamında kullanılan “Hımar” kelimesine dikkat çeker. Doğrudan başörtüsü anlamına gelebilecek “Hımar-ür Res”, “Mikna” veya “Nasıyf” kelimesi yerine, daha genel bir örtü anlamı içeren “Hımar” kelimesi seçilmiştir. Aynı kelime, başka ayetlerde aklı örten alkol / içki kabilinden maddeler için de kullanılmaktadır. O yüzden, başörtüsü anlamına gelip gelmediği konusu tartışılmaktadır.

Aynı görüş; örtünün sarkıtılması gereken “Cuub” kelimesinin, Hz. Musa’nın elini yakasından içeri soktuğunu belirten ayetlerde de kullanıldığını ifade eder. Dolayısıyla, elin yakadan içeri sokulurken geçtiği göğüs bölgesinin örtülmesinin yeterli olduğunu savunur.

Bir diğer yorum; “Ayaklarını yere vurmasınlar”dan yola çıkarak, kadın zıpladığında özellikle belli olabilecek göğüs ve kalça gibi yerlerin kapatılması gerektiğini ifade eder.

Kuran’ın indiği çağın şartlarına göre yorumlanması gerektiğini savunan görüş; o çağlarda sadece hür kadınların örtünebildiğine dikkat çeker. Arabistan sıcağında örtünmek, bir lüks sayılabilir. Hatta “serbest” kelimesinin köküne inilirse, “Ser” baş, “Best” ise bağlanmış demektir; yani serbest kadınların başının bağlı olduğu anlaşılabilir. Dolayısıyla, Ahzab 39 ile paralellik kurularak, hür kadınların çizgilerini belli edecek şekilde giyinmesinin kastedildiği anlamı çıkarılır.

Kadınların gösteriş yapıp kibirlenmemesi için altın gibi ziynetlerini ortaya çıkarmaması ve ayaklarını yere vurup gizlediği altının sesiyle bile büyüklük taslamaması, bir diğer görüştür. Bu görüşü tek başına savunanlar olduğu gibi, “Bedeni örtmenin yanı sıra bu husus da kastedilir” diye yardımcı görüş olarak ele alanlar da vardır.

Tek bir mealine yer verdiğimiz bu ayetin de diğer meallerini kuranmeali.org sitesinde okuyabilirsiniz.

 

Standard
kuran

Fazlasını Yapmak

Teslimiyetin bir diğer şekli; bir hükmü dar – geniş uygulama imkanı bulunduğunda geniş olanı tercih etmektir. Zira; okuduğumuz hükmün arkasındaki hikmeti anladığımızdan emin olamayız. Zamanla Anlaşılan Ayetler bölümünde de ele aldığımız gibi; bazı ayetlerin hikmeti çağlar sonra ortaya çıkmaktadır.

Bu konuya örnek olarak; münafık olma konusunu inceleyelim. Din kapsamı ele alınarak; ikiyüzlü davranan kişilerin adeta lanetlendiği ve cehennemin en alt katında olacakları konusunda hüküm olduğunu görüyoruz.

Peki, ya din kapsamı dışında kalan konular? İnsanlar din konusunda içi dışı bir davrandıklarında, diledikleri diğer konularda ikiyüzlü olabilecekler mi? Diğer konularda ikiyüzlü olmak, Kuran-ı Kerim’e uygun bir yaşam çerçevesinde mümkün müdür? Başka konularda ikiyüzlü davranan biri, genel davranış alışkanlığını üçkağıt ve riya yönünde geliştirerek uzun vadede Kuran-ı Kerim’e aykırı davranmaya başlayabilir mi?

Yoksa; din konusunda içi dışı bir olduktan sonra, günaha girmemek kaydıyla başka konularda samimiyetsiz olmanın herhangi bir hükmü yok mudur?

Bu noktada kendini garantiye almak isteyen biri; dar anlamı tercih etmek yerine geniş anlamı tercih edecektir. Birinci önceliği ve en büyük özeni din konusuna göstermenin yanı sıra, diğer tüm konularda da içi dışı bir ve samimi davranmaya gayret edecektir. Tüm samimi iyi niyetine rağmen (samimiyet şart) dikkatinden kaçak durumlar için ise Allah’ın affına sığınacaktır.

Geniş düşünme kavramı ile, Kuran-ı Kerim’e (haşa) ek yaparak yeni farzlar icat etmek arasında ince bir çizgi vardır, buna da dikkat etmek lazım. Kendi ahiretimizi garantiye almak için kendi tercihimizle fazla yaptığımız şey, belki de nafile ibadet statüsünde olup aslında farz olmayabilir. Bunu başkalarına zorunlulukmuş gibi lanse etmek, bizi aşağıdaki duruma düşürebilir.

“Allah adına yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde, doğruyu yalanlayandan daha zalim kimdir? Doğruları inkar edenlerin cehennemdeki kalacakları yer, en uygun yer değil midir?” (39:32)

Bu yüzden; fazladan yaptıklarımızı başkaları gördüğünde veya duyduğunda, bunu kendi tercihimiz doğrultusunda böyle yaptığımız konusunda net olmakta fayda var.

Standard
kuran

Ebeveynlere İyi Davranmak

Ayetler

Kuran, ebeveynlere iyi davranmak konusunda pek çok ayet içermektedir. Aşağıda, örnek iki ayet görülebilir.

“Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin.Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, öf bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.” (17:23-24).

“Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: Hem Bana, hem de annene babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.” (31:14)

Yorum

Bu öğüdü biraz yorumlayıp, arkasında pek çok sebep bulabiliriz.

Bunlardan ilki, vefalı bir şekilde karşılık vermektir. Ebeveynlerimiz, en kırılgan çağımızda bizi korumuş, büyütmüş ve zaman & emeklerinin çok büyük bir kısmını bizim için harcamışlardır. Hatasız kul olmaz, onların da mutlaka hataları olmuştur. Ancak; vicdan çerçevesinde onların emeklerinin farkında olmak ve karşılığında hakettikleri şekilde davranmak güzel bir yoldur.

Bir diğer nokta, bir insanı kendi çocuğunun diğer herkesten daha mutlu ve mutsuz edebileceği gerçeğidir. Çocuğu keyifli olan bir anne, çok büyük bir haz deneyimler. Çocuğunun en ufak bir tatlı davranışı, anneyi başka hiçbir şeyin edemeyeceği kadar mutlu edecektir. Buna karşılık; çocuğun kötü durumda olması veya kötü davranması, aynı oranda mutsuz eder.

Bu yüzden; ebeveynlerimize iyi davranıp onları hoş tutmamız, onlara hayattaki en büyük mutlulukları yaşatmak ve en büyük üzüntülerden korumak anlamına gelebilir.

Sınır

Ebeveynleri hoş tutmanın ve onlara itaat etmenin sınırı, Kuran’da dine aykırı davranmaları noktasına çekilmiştir.

“Biz insana, yapacağı en hayırlı iş olarak, annesine ve babasına iyi davranmasını bildirdik. Ama bununla beraber, onlar senden, hakkında bilgin olmayan bir şeyi, Bana şirk koşmanı isterlerse, itaat etme! Hepinizin dönüşü Bana’dır ve Ben de yapageldiğiniz şeyleri bir bir bildirip karşılığını vereceğim.” (29:8)

Müşriklerle nasıl geçinilmesi gerektiğinin cevabı, yine Kuran’da bulunabilir.

“Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada uygun bir şekilde geçin; ama bana yönelenin yoluna uy.” (31:15)

Bu konuda Kuran’da anlatılan örnek kıssalardan biri, İbrahim ile babasıdır. Konuyu canlı bir örnek ile incelemek isteyenler, bu konuyu araştırabilir.

Standard