life, yoga

Siddashram

Bu sene, Özge ile birlikte bir haftamızı ayırdık ve sevgili Adnan & Lourdes Çabuk hocaların Alanya Siddashram‘da yürüttüğü yoga & arınma kampına gittik. Her açıdan, hayatımızdaki en faydalı haftalardan biriydi diyebilirim. Bu yazıda, kamp ile ilgili izlenimlerimi paylaşacağım.

Hemen belirtelim; kampa gitmek isterseniz, Adnan Çabuk Hoca ile doğrudan temasa geçebilirsiniz. Numarası: ‭+90 (533) 777 86 40.

Nasıl Gittik?

Bu sene, aynı zamanda “Acemi Yoginin El Kitabı“nın yazarı olan değerli dostumuz Esra Karaosmanoğlu ile Hindistan’a gitmeyi düşünüyorduk. Ancak, elde olmayan sebeplerden ötürü bu tura katılamadık. Bunun üzerine Esra, bize kendi hocası olan Adnan Çabuk’tan bahsetti ve onun kampını önerdi. Burada, gerçek bir Ashram ortamını deneyimleyebileceğimizi söyledi.

Kısa bir görüşme ve organizasyon sürecinin sonunda, Alanya Toroslar’da bulunan kampta iki kişilik yerimiz hazırdı. Günü geldiğinde, uçakla Alanya’ya gittik ve otogarda buluşarak Siddashram’a vardık.

Ashram Ortamı

“Bir Ashram nasıl olur?” sorusunu hakkında, Hindistan’da uzun süre geçiren ve ilk meditasyon hocam olan Nilgün Barkın sayesinde biraz fikrim vardı. Siddashram’daki ortam, gerçekten de duyduklarımla örtüştü. Bu açıdan Adnan Çabuk’a şükranlarımızı sunalım; uzun yıllarını geçirdiği ve gözlemlediği Hindistan’daki Ashram ortamını tabir-i caizse ayağımıza kadar getirmiş.

Siddashram, doğanın ve yeşilliklerin tam ortasında yer alıyor. Sevgiyle ve yoğun emekle kurulmuş olan Ashram’ın inşası sırasında dahi hiçbir hayvana zarar vermemek için azami dikkat gösterilmiş.

Ashram’ın her yerinde üzüm salkımları ve meyve ağaçları var, elinizi attığınız anda taze meyveler hazır. Bunun dışında; odalar ve çardaklar var. Hangisinde kiminle kalacağınızı hocalar belirliyor. Çift olarak gidenlerin ayrı odalarda kaldığını da belirtelim.

Yoga, yürüyüş, vb bir amaçla toplanmak gerektiğinde, hocalar bunu haber veriyor ve birkaç dakika içinde avluya gelmemiz bekleniyor. Zamanı düşünmeden yaşayabilmek anlamında büyük bir lüks.

Ashram’ın genel düzeni ve temizliğinden tüm katılımcılar sorumlu. Herkes kendi bulaşığını yıkıyor, yastıkları düzgün bırakıyoruz, (varsa) gördüğümüz atığı kaldırıyoruz; vb.

Ashram’da az ve gerektiğinde konuşmak makbul sayılıyor.

Ashram’da Bir Gün

Ashram’daki ortam ve alışkanlıklar, günlük hayattan biraz farklı.

Hayat, sabah erken uyanarak başlıyor ve ormanda yürüyüş yapıyoruz. Akabinde Ashram’a dönerek hocalarımızın hazırladığı taze içeceği içiyor ve sabah yogamızı yapıyoruz. Yogadan sonra, bir başka içecek bizi bekliyor ve sonrasında kahvaltımızı tamamlıyoruz. Kahvaltı sonrasında serbest zaman var.

Öğle yemeğinde, Lourdes Hoca’nın taze sebze ve bakliyat ile hazırladığı nefis bir menü bizi bekliyor. Öğle yemeğinden sonra yine serbest zaman var.

Serbest zamandan sonra, çay ve sohbet ile grup bir arada oluyor. Akşama doğru yoga çalışması veya benzeri bir aktiviteden sonra hafif & besleyici akşam yemeği geliyor.

Ashram’daki Özel Günler

Ashram’daki ilk günlerde biraz baş ağrısı olabiliyor. Lourdes Hoca; güneşin toksinlerin atılmasında yardımcı olduğunu ve vücut toksin yakıp fazlalıklardan arındığı için ilk günlerde baş ağrısı olabileceğini söylemişti. Ek olarak; yüksek miktarda temiz hava, hava değişimi, sıcak gibi sebepleri olabilir.

Bir gün, inziva günü ilan ediliyor. O gün arkadaşlarımızla konuşmak, iletişim kurmak yok. Ancak önemli durumlarda hocalarla konuşulabiliyor. Benim en dingin günüm oldu diyebilirim.

Bu günün başarılı olduğu durumda, mükafat olarak ertesi gün mayolarımızı alıp çaya iniyoruz. Aynı zamanda içilebilen buz gibi çay suyu, herkes için serinletici ve ferahlatıcı oluyor. Çay kenarında gördüğümüz yengeç, bize suyun temizliği konusunda güvence vermiş oldu.

Bizim Ashram ziyaretimizde, milli takım spor doktorlarından Mustafa Bey ile bir araya gelecek kadar şanslıydık. Pek çok katılımcının bel, bilek, boyun, vb problemlerini tespit edip, doğru müdahale ile yardımcı oldu.

Bilgi Zenginliği

Adnan Çabuk Hoca, çok uzun yıllarını yoga ve sağlıklı yaşama adamış. Hindistan’daki mağaralardan tutun, büyük guruların yanına kadar pek çok yerde bulunmuşlar ve konularını bilimsel araştırmalarla da desteklemişler. Kamp boyunca cevapsız kalan hiçbir soru olmadı.

Hocalara gün boyu erişebiliyorsunuz. Yemekler sırasında herkesin ilgileneceği bilgiler aktarıyorlar, ancak özel sorularınızı da ne zaman isterseniz sorabiliyorsunuz. Kundalini, çakra sistemi, göz sağlığı, migren gibi pek çok sorumuza isabetli ve net cevaplar aldık.

Yoga, 8 bileşenden oluşan bir sistemdir. Türkiye’de gittiğim merkezlerde, genelde sadece duruşlar ve nefes üzerine odaklanıldığını gördüm. Adnan Çabuk, bu 8 basamağın tamamından bahsetti ve bunları Ashram’da belli bir ölçüde deneyimlememizi sağladı. Bunun yanı sıra; sufizm gibi başka yaklaşımlardan da bahsederek, sentez yapabilmemiz için gereken farklı bakış açılarını sundu. Kanaatimce; burada atılan tohumu sulayan biri, yoga yolunda sağlıklı ilerleyebilir.

Hangi duruş sağlıklı, hangisi riskli, hangi amaçla hangi nefes tekniğini kullanabiliriz, nefes alıp verirken hangi oranda al-tut-ver yapmalıyız gibi bilgileri çok net ve doğrudan alma şansımız oldu.

Lourdes Hoca ise bilhassa doğru ve sağlıklı beslenme konusunda çok kıymetli bilgiler paylaştı. Kahvaltıda ne yenir, meyve ne zaman tüketilmelidir, hangi yağlar tüketilebilir, kan grubuna göre beslenme modeli, hangi gıdalar karıştırılmaz, süt / süt ürünlerinin durumu gibi sayısız konuda çok faydalı bilgiler aldık. Lourdes Hoca’nın yaşını söylemeyeyim; ancak yaşının sadece yarısını gösterdiğini söyleyebilirim – bu açıdan, verdiği bilgilerin doğruluğunu bizzat kendisinde görebiliyorsunuz.

Hocalar, başka bilgi kaynaklarına da açık. Kamp sırasında; benim naçizane Kuran araştırmalarımdan bahsettiğim bir bölüm yapıldı. Bunun haricinde, diğer katılımcıların psikoloji, sosyoloji, homeopati gibi konulardaki birikimlerini paylaşması için de fırsatlar verildi. Tüm bilgi kaynaklarına açık bir paylaşım ortamı oluşması, sinerji ve çeşitlilik açısından çok hoştu.

Sonuç

Sonuç olarak; kamptaki bir hafta hem uzundu, hem de su gibi akıp gitti. Evimize daha bilgili, biliçli, sağlıklı, arınmış ve yeni hayat alışkanlıkları kazanmış olarak döndük.

Vakti olan herkese, kendine bir iyilik yapıp bu kampa katılmasını tavsiye ediyorum. Katılıcılarımız arasında yoga hocalarından ilk kez yoga yapanlara kadar her tür insan vardı ve hiç kimse geride kalmadı; tecrübeniz azsa endişe etmeyin.

Tekrar belirtelim; kampa katılım için Adnan Çabuk Hoca ile doğrudan temasa geçebilirsiniz. Numarası: ‭+90 (533) 777 86 40.

Bu yazıyı sizlerle paylaşmam konusunda onay & izin veren değerli hocalarıma, tüm katkıları için tekrar teşekkür ederim.

Standard
life, yoga

Cenk Güçbilmez ile Ses Masajı

Ses şifası konusuyla hem akademik, hem de pratik olarak ilgilenen değerli arkadaşım Cenk Güçbilmez; prova için bir araya geldiğimiz bir günde bana ses masajı yapmayı teklif etti. Bu yazıda, deneyimimi paylaşmak istiyorum.

Ses Masajı Nedir?

Ses masajının tanımını, doğrudan Cenk’in sitesinden alalım:

“Ses masajı, ses kaselerinin (ses çanakları) kişinin giyinik bedeninin belli yerlerine konulup, çanaklara nazikçe vurulması sonucunda, ses çanaklarından çıkan titreşimlerin bedene yayılması temeline dayanır. Ses çanağının titreşimleri dalga dalga önce deri yüzeyinde, sonra dokularda, sonra organlarda, kemiklerde yayılır. Bazı hassas kişiler bu titreşimleri ayak tabanlarından saç diplerine kadar hissedebilirler. “

İşin gerçeği, bu masaj sırasında terapist bedeninize dokunmuyor bile. Bunun yerine, vücudun belli bölgelerine koyduğu metal kaseleri çan gibi çalarak, titreşiminin o bölgeye yayılmasını ve nüfuz etmesini sağlıyor.

Anladığım kadarıyla; bu titreşim, özellikle çakra noktalarının uyarılmasını sağlayarak aktivasyon ve dengelenmeye yardımcı oluyor. Belki biraz akupunktura benzetilebilir.

Deneyimim

Benim deneyimimi sorarsanız; elektrik veren fizik tedavi cihazlarının akımına benzer bir akım hissettiğimi söyleyebilirim. Cenk‘in ayak, bel, omuz gibi çeşitli yerlere koyup çaldığı kaseler, bana bunu hissettirdi.

Ancak benim için en büyük sürpriz, göğüs bölgesinde oldu. Cenk göğüs bölgesine uygulama yaptıktan sonra, beni ciddi bir öksürük tuttu. Kendimi tüy yumağı çıkarmaya çalışan bir kedi gibi hissederek, sanki göğsümden / genzimden bir şey atmak istiyormuş gibi, yarım saat kadar epey öksürdüm.

Ama bu sağlıklı bir öksürüktü diyebilirim; midenizi bulandırmayayım ama fiziksel anlamda bir şeyler sökülüp atıldı.

Göğüs bölgesinde benzer bir deneyimi bir keresinde yoga sırasında da yaşamıştım, ancak bu daha çok duygusal bir patlama / rahatlamaydı. Fiziksel bir şeylerin de sökülüp atıldığını görmek, kase masajının etkisini birinci elden gördüğüm anlamına geliyor.

Cenk, fiziksel birikimin duygusal / ruhsal birikimle paralel olduğunu ifade edip, “blokaj açma” terimini kullandı. Bana birer hafta arayla 3-4 seans daha yapmamızı önerdi. Henüz gidemedim, ancak bu etkiyi gördükten sonra tekrarlamak istiyorum.

Cenk‘in de öngördüğü gibi, öksürük bittikten sonra toparlandım ve vücudumda genel bir rahatlama ve akış hissi kaldı. O akşamki uykum ise çok rahattı.

Sonuç

Deneyimlerim bu şekilde. Seanstan çok rahatlamış ve memnun halde ayrıldım. Ses masajı ve diğer ses şifası teknikleri ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, doğrudan Cenk ile temasa geçebilirsiniz.

Standard
life, yoga

Possessional Minimalism

I am a strong advocate of minimalism in terms of possessions. When I moved to Germany, all I had was a backpack, a suitcase and a bass guitar. That was enough to start and sustain a new life. Today, I do my best to live on this philosophy, and the benefits are significant.

Last week, I discussed this subject with a colleague of mine; and decided to write about my kind of minimalism.

Principle

First of all, one has to recognize his/her needs. If you “need” something to survive, do your job, sustain your hobby, or simply feel good using it, that’s fine. However; chances are, a large percentage of your possessions are there simply because once you believed you need them. If that’s not the case today, they don’t have a place in your life.

Textile is a common category among most people. If you wear that shoe frequently, keep it. If another shoe didn’t see the sunlight in 6 months, it needs to leave your life – assuming that it’s not a rare special occasion / weather oriented item. If you are wearing that shirt on every possible opportunity, keep it. If another shirt is collecting dust in the dark corner of your wardrobe, it needs to leave your life.

The same principle can be applied to other topics in your life; such as tech items, hobby gear, furniture, utility stuff, etc.

Reasons

But why? Why not keep everything until the wardrobes crack and cabinets vomit?

First of all, possessions cost you. It costs you time, money and energy to possess an item. You need a bigger space to store them (which could mean a higher rent), more time to organize them, more energy to maintain them and more patience to endure the frustration while searching for that one item you need at that time.

Chances are, some might have given up organizing stuff a long time ago. They would simply live with vaguely organized piles of possessions, or the “etc-drawer” is the fullest drawer of the house.

Those are the tangible costs. However, there are intangible costs as well.

Every item you possess takes up a small toll on your psychological sense of freedom. The more items you possess, the more dependent and cluttered you’ll feel. In other words; to quote Fight Club, “Things you own, end up owning you”. You probably won’t notice that until you really give things away. I can’t describe the feeling of freedom and independency when I gave up 95% of my possessions when I was moving to Germany. No physical clutter can be worth more than this emotion. Maybe that’s what spiritual teachers mean when they praise poverty.

Another aspect is; having piles of unorganized items at home reinforces the belief that you are an unorganized person with a low level of conscientiousness. This belief might affect your behavior at work, social relations and many other areas in your life with a flavour of self fulfilling prophecies. With a little dose of selective perception, you might end up being a really messy person. Having an organized household with a minimum quantity of significant items works in your favor.

Self worth can also be affected. Imagine a shirt you purchased to wear outside. After a while, you don’t wear it outside any longer, but keep it to wear at home. Well; could this mean that you value your outlook towards total strangers more than your outlook towards yourself and the people you share your home with? Aren’t you worth of self-praise when you look at yourself in the mirror at your home? Wouldn’t it be nice you could pull off any shirt from your wardrobe, look at the mirror and be happy with it; whether you are at home or outside with peers?

Hygiene is another problem. It is really hard to keep a large quantity of items clean. Dust, mold, mites and germs love dark deserted nooks. The more items you possess, the more of those you might end up living with.

There is also the aspect of social responsibility. An item you don’t really love and use might be the favorite possession of another individual who can’t afford what you can. A nice-to-have item of yours might be cruicial for another person. As the saying goes; one man’s trash is another man’s treasure. Why not give it away and make others happy?

For those people of faith, giving possessions and alms to those in need is also praised a lot in the holy books. In some verses, it is stated that people only really give when they give the things they love. You might want to look up into that if interested; because giving away your trash might not be enough for spiritual advancement.

How

Obviously, donation is not the only way to part from an item in your life. If you want to get rid of an expensive technical possession, you can simply sell it online. It is not really a donation, but a fair way to reduce clutter. Whatever the method is; if I convinced you about possessional minimalism, it’s time I tell you how I do it.

I make a distinction of planned vs sustained donations.

Planned donation is the type of activity where I gather my possessions of a certain category (such as textile), pile them up, and sort out the items I’m willing the donate. This can be done once every season. The trick is to decide what to give and what to keep. Here are some questions I ask to decide.

If I would be moving abroad, would I take this with me? 
Yes: Keep. Maybe/No: Donate.

If I would be moving to another house, would I take this with me? 
Yes: Keep. Maybe/No: Donate.

Do I love and use this item as much as day one? 
Yes: Keep. Not sure/No: Donate.

Is there someone who would benefit much more than I do? 
Yes: Donate. Not sure/No: Keep.

As mentioned before; the exception of donation might be rare occasion items, such as a tuxedo or snow coat, which get used once a year but are essential.

Sustained donation is the type of activity where I monitor my possessions within the flow of life. For this to work, I create loops of items. For example, I tend to wear the lowest shirt from my pile of shirts, and the clean shirts go on top of the pile. If a shirt stays at the lowest level for a long time, it means that it doesn’t get used much, and it might be time to donate it.

Another sustained principle is the one-in-one-out approach. For example, I limit the quantity of shoes I possess. If I buy a new pair of shoes, I donate the least liked shoe in my wardrobe.

A very important part of sustained minimalism is prevention of possession. If you don’t buy something, you prevent clutter in the first place. For this to work, one needs to recognize the borderline between needs and desires. As stated before; if you “need” something to survive, do your job, sustain your hobby, or simply feel good using it, that’s fine. If you are buying it out of desire, boredom, in a whim or because of GAS (gear acquisition syndrome); you might be better off not buying it at all.

Even if you have to buy something; you may prefer singular versatile commodities over multiple specialized commodities, if possible. Case in point: Why Jazz Bass?

This is easier said than done, obviously. Marketing and media strategies keep pumping unrealistic images of superiorities to make you feel inferior and purchase stuff so you can catch up. You end up spending money to possess more hygiene items to make up for a lack of motivators, which doesn’t really work. I recommend reading my post Two Factor Theory: An Approach to Life Satisfaction for more details; one can gain a lot of freedom by understanding how this pattern works.

For every purchase, you should be asking: Is That Too Expensive?

Conclusion

Having a lot of possessions costs a lot and works against you. I hope that I have convinced some of you to reduce your pile of possessions. I can only talk about the freedom and independency that I feel; you need to experience it for yourself. Once you taste this emotion, I think that you wouldn’t want to go back.

Standard
life, yoga

Dismissed From TM Center

I would like to share an incident I have experienced in the TM center of Istanbul / Turkey.

Although I am not a TM practitioner, I practice mindfulness meditation (20 years), yoga (5 years) and am one of the founders of Shamoon. Being familiar with meditative practices, my attention was drawn to TM by a practitioner friend of mine.

Going one step further; she invited me to TM center Istanbul to join a meditation session + conference. My intention was to join the practice doing my own mindfulness meditation and listen to the speech to get familiar with TM.

However, the outcome was quite different. A lady, who is the leader of the center and who knows my friend quite well, dismissed me out of the class because “I was no TM practitioner”. She said that I can watch an introduction video somewhere else, but I can’t join their session.

From my point of view, this is a very rude behavior. I visited countless mosques, churches, yoga centers, meditation centers and other similar places. No matter where I went, people were always very warm and welcoming to visitors, and I was always allowed to silently participate their practices. This is how my understanding of spiritual growth is: Welcoming and open.

But the approach in the TM center was quite different – I was dismissed out, despite the fact that my friend is a regular practitioner and I told about my background very politely.

Nevertheless; me & my friend left the class, partially shocked. Her relatives, who are also TM practitioners, learned about the incident and were very disappointed as well.

I’ve sent an e-mail to the TM headquarters in India to prevent any misdirected prejudices. How should I evaluate the exposed behavior? Is this a personal mistake of a single teacher? Or would I be dismissed like this in any TM central – and why is that necessary? Am I dismissed because I didn’t pay yet, or is there another reason? However, I didn’t get any reply.

End of story.

Standard
yoga

Transforming Thyself

The practices are about transforming thyself. And transformation basically means getting rid of what we don’t need in order to connect with the flow. Once you touch the flow, you become the flow, and your mental state becomes irrelevant – once you detach from the mind, you become whatever flows.

What you once believed to be your “self”, turns out to be an automatically learned set of ideas and illusions. You can still behave like that, but its merely a shell. “Self” becomes something much deeper which doesn’t even mean a separated “self” any more, its rather part of a whole, but it is the whole by itself as well.

Standard
yoga

Meditasyonda Aktif Zihin

kelimeye dökmek zor, bazı şeyler deneyim. ama şunu söyleyebilirim: zihin asla susmayacak. susturmaya çalışarak da susturamazsın. susması gerekmiyor da.

problem ses yapmasında değil. problem şurada: zihin sürekli açık bir TV gibidir. eğer bir filme kendini çok kaptırırsan, kendini filmin bir karakteriyle özdeşleştirirsen, ekranda bir şeyler oldukça korku, hüzün, sevinç, vs yaşarsın. ama sonra pat odaya biri girer, koparsın filmden odaya dönersin. sonra çok önemli bir mektup geldiğini düşün, o mektubu okuyorsun. aynı televizyon açık da olsa konuşuyor da olsa adeta içerideki odada gibidir duymazsın bile. aynı açık televizyona rağmen odada uyuyan biri bile olabilir.

odada bir televizyon açıksa, onunla iki şekilde etkileşebilirsin: 1) tüm dikkatini ona verip, kendini filmdeki bir karakterle özdeşleştirip, orada olup bitenlere göre düşünceler veya duygulara akabilirsin 2) televizyon orada durur, ama sen elindeki işe konsantre olduğu için belli belirsiz sesler ve ışıklar görürsün. zihin de böyledir. zihnin sana getirdiği fikirlere anılara vs merkezlenip onlarla özdeşleşirsen dağılırsın. onları açık ve otomatik yayın yapan bir televizyon gibi görüp, sen nefese konsantre ol.

sorun zihnin susmasında değil, senin kendini zihinle özdeşleştirmende. susturmaya çalıştıkça daha da özdeşleşirsin, illüzyon gerçek olur çünkü. sen, içindeki mektuba ver dikkatini. zihin seni dağıtacak evet. kavga etme, gözlemle. gözlemlediğin şey olamazsın bunu hatırla. kamera kaydettiği şey olamaz. gözlemliyorsan o sen değilsin. gözlemle, ne diyecekse desin, ama kendini kaptırma (filme kaptırmadığın gibi). sonra mektubuna dön oraya ver odağını.

zihin otomatiktir, zihninden geçen düşünceleri “ben” diye özdeşleşerek algılama.    kanalize de edemezsin, çoğu durumda otomatik çalışan bir televizyondur zihin. zihin orada olacak, onunla barış. mesela TV açıkken kapı çalsa bir baktın polis gelmiş, sesi aynı derece açık, ama sen fark etmezsin bile çünkü dikkatin daha büyük bir yerde. zihne de aynı şekilde yaklaş, o konuşabilir ama sen dikkatini verip özdeşleşmediğin sürece bir mahsuru yok. bir süre sonra susar zaten ama susmasa da sorun değil.

“ben” diyerek zihni kastediyoruz genelde, sorun oradan çıkıyor. zihin son durak değil, düşüncelerin de sana ait değil aslında, onlar otomatik oluşmuş patternlerden geliyor yine otomatik olarak. TV gibi yani daha iyi bir benzetme düşünemiyorum. zihni susturmaya çalışmak yerine, zihin ve düşüncelerin “sen” olmadığını sindir – o zaman ilerleyeceksin zaten.

ortaya duygular da çıkabilir. aynı şey. sen duygu değilsin. gözlemliyorsan sen o değilsin. zihin için yazdığım her şey duygu için de geçerli.

duygu, “ben” dediğin şeydeki bir dalgalanmadır. gerçekten karşılaştığın, veya düşündüğün için bir noktadan sonra gerçekmiş gibi algıladığın şeylere karşı ruhta meydana gelen etkileşim. hiçbir uyaran yoksa, hiçbir duygu da yoktur. düşünce de bir uyarandır, bir seviyeden sonra gerçek mi hayal mi bilmiyor mekanizma. zihni bir kenara bıraktıkça uyarıcı etkisi de azalacak.

ama şu var: gerginlik, üzüntü, sevinç, haz, vs herhangi bir duygu çok yoğunsa, onu da bastırmak yerine yüzeye getirip yaşamak lazım sonuna kadar. zor olabilir bazıları. kusar gibi yani, yüzleşip yaşarken zor ama sonrasında rahatlıyorsun.

meditasyonda en katı şey bedendir, önce beden rahat olmalı, sırtın çok ağrırken zorlanırsın meditasyonda. sonra zihin, o biraz daha sübtil. zihin çok kalabalıksa rahat vermez, ama televizyon gibi onu geride bırakabilirsin. bırakamıyorsan zihinde temizlik yapman lazım belki de, o ayrı bir konu. sonrasında duygular var, onlar çok yoğunsa onlarla bir yüzleşip rahatlamak iyi bir fikir olabilir yoksa (sırt ağrısı gibi) rahat vermez. tüm bunlar dengede olunca, meditasyonun daha ileri adımları başlar. basamak basamak.

başlangıç seviyesinde, odak noktası olarak nefes önerilir. nefesi cazip yapan şey taşınabilir olması, o yüzden onu seçen çok var. muma odaklanan da var, bir mantra seçip ona odaklanan da, nefes de. ama tabii nefes son durak değil.

nefesten, bedenden, zihinden ve duygudan geçtikten sonra; yani onları gözlemleyip, onlar olmadığını idrak ettikten sonra,  iç yolculuk oradan sonra. çünkü hayatlarımızda hep bunlarla özdeşleştik. bunlar için kelimelerimiz var. sevgi öfke neşe mantık gibi şeylerin ne olduğunu biliyoruz. sonrası için etiketler yok. o yüzden hakkında konuşulamıyor kolay kolay.

Standard
yoga

Yoga Hakkında Sık Sorulan Sorular

Bu yazıda, bana yoga hakkında sık sorulan sorulara topluca cevap vermeye çalışacağım.

Yoga nedir?

Kelime anlamı olarak yoga, birleşmek demektir. Batıda bildiğimiz yoga, Patanjali tarafından kaleme alınan “Yoga Sutra” kitabına dayanmaktadır. Yoga’nın 8 temel bileşeni vardır:

  • Yama: Dış dünyada olan davranışlarımızı kapsar. Aşağıdaki prensiplerden oluşur:
    • Ahimsa – Zararsızlık
    • Satya – Dürüstlük
    • Asteya – Çalmamak
    • Brahmacharya – Enerjiyi doğru işlerde kullanmak
    • Aparigraha – Tok gözlülük
  • Niyama: İç dünyamızla ilgili davranışları kapsar. Aşağıdaki prensiplerden oluşur:
    • Saucha – İç ve dış temizlik (beslenme dahil)
    • Santosha – Durumundan memnun olmak, şükretmek
    • Tapas – Disiplin, yakıcı ateş gibi
    • Svadhyaya – Kutsal metinlerin çalışılması
    • İsvarapranidaha: Tanrı’ya teslimiyet
  • Asana: Yoga duruşlarını kapsayan fiziksel çalışmalar. Bunların amacı, meditasyonda uzun oturabilmek için bedeni hazırlamak ve Kundalini uyandığı zaman onu güçlü bir bedenle karşılayabilmektir.
  • Pranayama: Nefes çalışmaları.
  • Pratyahara: Duyuların çekilmesi; görüntü / ses / koku gibi dış faktörlerden etkilenmeden kalabilmek
  • Dharana: Konsantrasyon ve fokus. Nefese, muma veya bir başka nesneye odaklanarak zihnin gürültüsü yerine odaklandığımız şeye kendimizi verebilmek gibi çalışmaları vardır.
  • Dhyana: Genelde bilinen meditasyon bu kavramdır.
  • Samadhi: Aydınlanma anlamına gelir. Zevkler, alışkanlıklar, yargılar, bağımlılıklardan arınmış olarak olduğu gibi görebilmeyi içerir. İlk etapta geçici olarak deneyimlenebilir, kalıcı olması uzun vadede olabilir.

Bu 8 bileşenin tamamına; “Raja Yoga” denmektedir. Yoga’yı tam olarak uygulamak, bu bileşenlerin tamamı üzerine odaklanarak ve bir usta denetiminde gerçekleşir. Ancak ne kadarı yapılsa fayda tabii.

Benim gözlemlediğim kadarıyla; günümüzde Türkiye’deki yoga merkezlerinin çoğunda Asana (duruşlar) ve Pranayama (nefes) üzerinde durulmaktadır. Dersler sırasında meditasyon yapılsa da, bu konunun detaylarına fazla girilmez.

Bu yazının geri kalanında, okuyucunun Asana ve Pranayama arayışında olduğu varsayılmıştır. “Yoga” kelimesi ile de, sadece bu ikisi kastedilmiştir – Raja Yoga’nın tamamı değil.

Ben yoga yapabilir miyim?

Yapabilirsiniz. Yaşlılar yapabilir, vücudu esnek veya güçlü olmayanlar yapabilir, yetkin bir hoca eşliğinde fiziksel rahatsızlığı olanlar yapabilir, çocuklar yapabilir. Sadece tembeller yoga yapamaz.

Sosyal medyada karşınıza çıkan ve çok zor gözüken yoga duruşlarına bakarak, “Benim vücudum bunları yapmak için yeterli değil” diye düşünmeyin sakın. Zira, hiç kimse yogaya başladığı ilk gün çektiği fotoğrafları yayınlamıyor. Uzun süre şekillenip forma girdikten sonra çekilen fotoğraflara bakıp yoga yapamayacağını düşünmek, dünya ligindeki oyuncuları görüp “Ben futbol oynayamam” demek gibi olur.

Yoga merkezlerindeki sınıflar, genellikle başlangıç / orta / ileri seviye diye ayrılmıştır, kendinize uygun bir seviye seçtiğinizde ilk gün dahi herhangi bir problem yaşamazsınız. Bunun yanı sıra; pek çok duruşun kolaydan zora birkaç varyasyonu vardır. Genelde başlangıç derslerinde, hoca bu varyasyonların hepsini adım adım gösterir, hangisini yapabiliyorsanız onu yaparsınız. Daha kolay duruşlar, aslında bedeni geliştirerek bir sonraki varyasyona hazırlamaktadır. Kolay duruşu bir süre tekrar ettikten sonra, başta size zor gözüken bir sonraki varyasyonu rahatlıkla yapabildiğinizi görebilirsiniz.

Yoga beni nasıl geliştirir?

Genel anlamda, yoganın 4 temel direği olduğunu fark edeceksiniz: Denge, güç, esneklik ve rahatlama. Aynen masanın 4 bacağı gibi, bu direklerden biri eksik ise akış da eksik olacaktır. Yoga yaptıkça, bedeninizin bu konularda adım adım geliştiğini idrak edeceksiniz.

Bedeninizdeki bu gelişme, zaman içerisinde zihninize ve duygularınıza da yansıyacak. Beden üzerinden öğrendiğiniz bu kombinasyonu, düşünce ve duygularınızın da miras aldığını fark etmeye başlayabilirsiniz. Özellikle yoganın meditasyon aşamasında gerekli farkındalığı sağlıyorsanız; zaman içerisinde düşünce hem de duygularınızın da daha dengeli, güçlü, esnek ve rahat hale geldiğini gözlemleyebilirsiniz. Bundan ötesini kendi keşfinize bırakalım.

Bu konuda daha fazla bilgi istiyorsanız; Internet’te, düzenli yapılan yoga duruşlarının bünyeye faydaları ile ilgili çok detaylı yazılar var. Bu yazılara basit bir arama ile kolayca erişebilirsiniz.

Ne tarz yoga yapmalıyım?

Bu soruyu sormakta haklısınız, zira pek çok yoga stili bulunmaktadır. Hatha, Vinyasa, Ashtanga, Yin, Bikram, Iyengar, Power, Kundalini, Restorative; ilk aklıma gelen bazı stiller. Eğer yogaya ilk kez başlayacaksanız, yoga merkezinizin programında “Başlangıç seviyesine uygun” diye işaretlenmiş herhangi bir sınıfa gidebilirsiniz.

Bazı yoga merkezleri, tanışma paketi adı altında 30 günlük özel bir plan sunmaktadır. Bu plan çerçevesinde, 30 gün boyunca tüm sınıflara sınırsız bir şekilde katılıp, farklı hocaları ve stilleri tanıma imkanı bulursunuz. Bu tarz bir başlangıç, size en uygun stili seçmenize yardımcı olacaktır.

Türkiye’de bulabileceğiniz stillerden bazılarını kısaca tanımak gerekirse;

  • Ashtanga: Kadim bir yoga stilidir. Nefes ve beden hareketlerinin senkronize bir şekilde ve belli bir sırayla peş peşe yapılması ile gerçekleşir. Vinyasa’dan farkı, Ashtanga’nın genelde hep aynı sıraları izlemesidir.
  • Bikram: Sıcakta yapılan bir stildir. 40 derece sıcaklıkta; vücut normalde erişemeyeceği bir esnekliğe gelebilir ve ter ile toksinler atılabilir. Ancak; suni bir esneklik getirdiği için sakatlanma riski diğerlerinden daha yüksek olan bir stil olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra; özellikle tansiyon ve damar rahatsızlığı bulunanlar için sıcakta o kadar hareketlilik tehlikeli olabilir, Bikram düşünüyorsanız doktorunuza danışın.
  • Dharma: Özellikle omurga sağlığı ve BackBend üzerine odaklanan bir stildir. Dharma Yoga Wheel, popüler yoga araçlarından biridir.
  • Hatha: Yoga duruşlarının ayrı ayrı, detaylı ve dikkatli uygulanması üzerine odaklanır. Bir duruşa maksimum dikkati vererek doğru öğrenmenin yolu, kanımca Hatha’dan geçer.
  • Iyengar: Block, Bolster, Belt gibi yardımcı nesnelerle yapılan bir yoga stilidir. Hatha’nın aletle desteklenmiş bir hali denebilir.
  • Kundalini: Belli duruş, nefes ve mantraların bir araya getirilmesiyle kundalini enerjisini tetikleyip yükseltmeye dayanan bir stildir. Vücudun iç enerji akışına odaklanılır.
  • Mysore: Ashtanga’nın bireysel halidir. Belli bir saat aralığında, isteyen istediği zaman gelerek Ashtanga pratiğini uygular, ve kılavuz hoca öğrencileri birer birer izleyerek bir anlamda onlara koçluk yapar. Ashtanga dışındaki stilleri uygulayanlar da katılabilir elbette.
  • Power: Yoga duruşlarının, Gym ortamına uygun şekilde Fitness odaklı kullanıldığı bir stildir. Meditatif bir deneyimden ziyade, sıkı çalışıp terlemeye hazır olun.
  • Prenatal: Hamilelere özel yoga duruşlarını içeren bir stildir.
  • Restorative: Hafif esneme ve rahatlamaya dayanan, en “Light” stillerden biridir. Belli bir yaşın üzerinde olanlar, fiziksel rahatsızlığı olanlar veya az eforla rahatlamak isteyenler için önerilebilir.
  • Vinyasa: Akış demektir. Nefes ve beden hareketlerinin senkronize edilmesi ve adeta bir kareografi gibi peş peşe bağlanarak yapılması prensibine dayanır. Hoca doğaçlama yaptırabilir. Akış genelde kesilmediği için; temel hareketleri birer birer isimleriyle bilmeyenler ileri sınıflarda biraz geri kalabilir, başlangıç Vinyasa sınıfları da var tabii.
  • Yin: Esneme ve gevşeme üzerine odaklanan bir stildir. Vücudu esnetecek bir poza girilip, birkaç dakika beklenir. Ardından, bir başka poza geçilir.

Kişisel fikrimi sorarsanız; kanımca, duruşlara ayrı ayrı gereken özeni gösterebileceğiniz Hatha Yoga ile başlamak iyi bir fikir olabilir. Belli bir yaşın üzerinde veya fiziksel rahatsızlığı olanlar, Restorative Yoga düşünebilir.

En iyi yönlendirmeyi, merkezde yüz yüze konuşacağınız uzmanlar yapacaktır.

Hangi merkeze gideyim?

Yoganın popülerleşmesi ile birlikte, merkez sayısı da epey arttı. Büyük yoga merkezlerinin yanı sıra, genelde tecrübeli bir hocanın etrafında şekillenen butik yoga merkezleri de mevcut. Özel ders verenleri de eklersek, hatırı sayılır bir alternatif yelpazesi ile karşı karşıya olduğumuzu görebilirsiz.

Türkiye’nin en eskilerinden Yogi Adnan Çabuk’un merkezini öncelikli olarak tavsiye edebilirim. Kendisi ve eşi Lordes Çabuk; Yoga Vakfı bünyesinde eğitim vermenin yanı sıra, yaz aylarında Siddashram ‘da inziva / arınma kampları da düzenliyor. Hayat hikayesini araştırarak daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

Bunun haricinde; ismi kulağıma sıklıkla gelen iki yoga merkez, Yoga Şala ve Cihangir Yoga. İkisinin de çok sayıda hocası, birden fazla merkezi ve pek çok öğrencisi var.

Mesafe olarak evinize / işinize yakın bir yer seçmek, sürdürülebilirlik açısından gerçekçi bir fikir olabilir. Evde yoga yapabilecek imkanınız veya disiplininiz olduğu konusunda şüpheliyseniz ve sadece merkezde yoga yapabilecekseniz, İstanbul şartlarında mesafe / ulaşım konusu daha da önem kazanıyor.

Ücret konusuna gelince… Genele bakarsak, yoga merkezlerinde spor salonu gibi yıllık üye olmak yok. Çatkapı giderek dahi derslere katılabilirsiniz. Ancak; 5-10-20 derslik paket satın alarak ders başı maliyeti düşürebiliyorsunuz. Çok sık gidenler aylık sınırsız paket almayı tercih ediyor. Merkeze ilk kez gelenler için ise ücretsiz deneme dersleri veya çok hesaplı tanışma paketleri oluyor, akabinde diğer üyelik modellerinden birini seçiyorsunuz. Eğer bütçeniz darsa, bazı merkezlerde stajyer öğretmenlerin derslerine veya haftanın belli saatlerindeki çalışmalara ücretsiz katılabiliyorsunuz, bunları takip edebilirsiniz.

Kanımca; hoca seçimi merkez seçiminden daha önemli. Butik bir merkezdeki bir hoca ile çok iyi anlaştıysanız, oraya devam edin. Bu da bizi bir sonraki soruya götürüyor.

Hangi hocayı seçeyim?

Hangi hoca ile çalıştığınız, hangi merkeze gittiğinizden daha önemli kanımca. Aynen öğretmen, terapist veya arkadaş seçiminde olduğu gibi; yoga hocası seçimi de biraz frekans meselesi.

Aynı merkezde ders veren bir hoca ile frekanslarınız çok iyi tutarken, bir diğeriyle aynı motivasyonu yakalayamayabilirsiniz. Aynı hoca bir öğrenciye çok iyi hitap ederken, bir diğeri aynı tadı alamayabilir. Hoca ile nasıl hissettiğiniz, kılavuzunuz olsun. Farklı hocalara da deneyebilir / devam edebilirsiniz, tek bir kişiye bağlanma şartı yok.

Her camiada olduğu gibi, yoga camiasında da zaman zaman olumsuz olaylar cereyan etmektedir. Düşük bir oranda da olsa; tarikat gibi davrandığı, eğitimi bir şeyh – mürit ilişkisi içerisinde ele aldığı veya cinsel taciz olduğu iddialarıyla basına yansıyan merkez / hocalar var. Seçim yapmadan önce, bu konuyu önden bir araştırın.

Seçtiğiniz hocanın yetkinliğini de sorgulamayı unutmayın. Ders verdiği stilde uluslararası geçerliliği olan bir sertifikası var mı, ne kadar zamandır eğitim veriyor, anatomi bilgisi nasıl, öğrettiği şeyleri kendi ne kadar yapabiliyor; bu ve bunun gibi noktalara bir göz atmakta fayda var. Hocanın ve/veya merkezin adıyla Internet’te bir arama yapmak faydalı olacaktır. Bunun yanı sıra, yine Internet’te Yoga Predator konulu bir arama yapıp 1-2 makale okuyun, hangi noktalarda uyanık olmanız gerektiği hakkında epey bilginiz olacaktır.

Aynı zamanda; öğrenci öğretmenin aynasıdır, dersine gelen öğrencilerin niteliği ve niceliği yine hoca hakkında epey ipucu verecektir. En zor pozları kim en iyi yapıyor diye birbiriyle ego yarıştıran bir öğrenci grubu belli bir hoca profiline işaret ederken, birbirine pozitif bir alçakgönüllülükle davranıp kendi matıyla sınırlanarak pratiğine odaklanan bir öğrenci grubu bir başka hoca profiline işaret edecektir.

Hocanın yaptığı ile söyledikleri ne kadar tutuyor, bu da önemli. Sürekli egosuzluktan bahsedip ismine sayısız sıfat ekleyen, veya maddiyatın önemsizliğinden bahsedip yoga hizmet / malzemelerini fahiş fiyata satan bir kişi, masası pizza ve cipsle dolu bir diyetisyen gibi değerlendirilmelidir.

Haftada kaç kez yoga yapmalıyım?

Ne kadar yaparsanız o kadar iyi elbette! Hayatınızın akışını zorlamayacak gerçekçi bir tempo belirlemeye bakın. Bu şekilde sürdürülebilirliği sağlamış olursunuz.

Bu sorunun cevabı, biraz da yogayı nerede yaptığınıza bağlı. Evde yapabiliyorsanız; yoga merkezine nispeten az gidip, kalan günler pratiğinizi evde yapabilirsiniz. Yoga için kullanabileceğiniz pek çok DVD, Youtube videosu, App, vs var. Özellikle başlangıç seviyesinde, kullandığınız kaynağı hocanıza da onaylatmayı düşünebilirsiniz – kendinizi zorlayacak bir pratiği bilinçsizce yaparak zarar görmenizin kimseye bir faydası olmaz.

Evdeki ortam uygun olmadığı için sadece merkezde yoga yapabiliyorsanız, bu durumda haftanın belli günlerini merkeze ayırmanızda fayda var. Her gün gidenler olduğu gibi, 2-3 gün gidenler de oluyor, sadece bir gün gidebilenler de.

Ancak merkeze gitmeyi bırakmanızı önermem; ne yaptığını bilen bir hocanın yönlendirmeleri, hem kendinizi tekrarlamak yerine ilerlemenizi sağlayacak, hem de farkında olmadan yapıyor olabileceğiniz hataları düzelterek olası problemleri erkenden önleyecektir.

Ben ortalama haftada bir kez merkeze gidiyorum. Kalan günlerde; sabah ve akşam yaptığım kısa pratiklerim var. İşten eve döndüğüm günlerde de ek olarak uzun pratik yapıyorum. Ancak bu programın ideal olduğunu ve herkese uyacağını iddia edemem, fikir vermesi için yazdım.

Planınızı yaparken, sürdürülebilir bir plan yaptığınızdan emin olun; bence anahtar nokta bu.

Yoga kampına gideyim mi?

Günümüzde pek çok merkez ve bağımsız hoca, birkaç gün veya haftalık yoga kampları düzenlemektedir. Kamp sayısı o kadar arttı ki, bazılarının turistik amaç içerebileceğini düşünmemek elde değil.

Bunun yanı sıra, yogaya gönül vermiş güzel bir grup içerisinde birkaç gün boyunca yoga ve meditasyon yapmak, tek başına yapmaktan çok daha farklı bir deneyim. Bu deneyimi bir kez olsun yaşayıp, ne hissettireceğini görmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Ancak, yoga kampından memnun dönenlerin yanı sıra, içeriği yüzeysel veya turistik odaklı bulduğu için tatmin olmadan dönenlerin hikayelerini de duyabilirsiniz.

Kampına gideceğiniz hoca ile önceden çalışır ve size uygun olduğuna kanaat getirirseniz, zamansal ve maddi yatırım yapacağınız kampın hayal kırıklığına dönüşme riskini ortadan kaldırabilirsiniz.

Kişisel tecrübemi merak ederseniz, en çok faydalandığım kampın Siddashram olduğunu söyleyebilirim.

Yanınıza tanıdık birilerini almak veya almamak, iki farklı yol kanımca. Tanıdık birileriyle gitmek sizin için daha bir “Comfort Zone” etkisi yaratırken; hiç tanımadığınız kişilerle gitmek bilinmezlik, yalnızlık ve keşif odaklı bir deneyim olacaktır. İkisinin de tadı farklı, giderken ne amaçladığınıza göre karar verin.

Yoga spiritüel bir yol mu?

Kanımca; yoga, ne olmasını istiyorsanız odur. Yogaya fiziksel olarak yaklaşırsanız, fiziksel bir pratik olacaktır. Rahatlama pratiği olarak yaklaşırsanız, sizi rahatlatan bir pratik olacaktır. Spiritüel bir konu olarak yaklaşırsanız, spiritüel bir pratik olacaktır.

Bazı yoga disiplinlerinde, fiziksel çalışmanın yanı sıra yeme-içme, uyku, sosyal ilişkiler, duygu/düşünceler, doğayla ilişkiler gibi konularda da tavsiyeler verilebilmektedir. Bu yaklaşım; bir anlamda spiritüel bir gelişim yolu olarak da ifade edilebilir. Yogaya sadece pratik seviyede dahil olmayı da seçebilirsiniz, bir adım ötesine geçmeyi de tercih edebilirsiniz. “Biri olmazsa öbürü de olmaz” diye bir şey bence yok. Ancak; yoga yapan veya öğreten herkesin her dediğine de inanmayın. Her konuda olduğu gibi, yoga konusunda da herkesin yetkinliği farklı seviyelerde olacaktır. Tavsiyeleri gelişimden ziyade ticari odaklı olabilecek kişilere karşı da uyanık olun.

Spiritüel arayışta olanların; başlangıç aşamasında özellikle yoganın sonunda yer alan meditasyon kısmına gerekli ihtimamı göstermesini öneririm. Yoga akışının tamamını meditasyona hazırlık olarak değerlendiren yaklaşımlar dahi mevcuttur.

Bunun yanı sıra, yogayı bir akrobasi yarışına çevirmemeye dikkat etmenizi öneririm. Sizi biraz zorlayan duruşlar yaptığınızda; denge, güç, esneklik ve gevşeme arasındaki uyumu yakalamak adına belli bir içsel duruma yaklaşırsınız. Zamanla bu duruşlar kolay gelmeye başlayacağı için, aynı içsel duruma yaklaştıracak biraz daha zor duruşlar arayacaksınız. Daha zor duruşlara ilerlemenin sebebi kanımca bu olmalıdır – yani içsel duruma yaklaşmaya merkezlenmelisiniz, zor duruşlarla hayranlık uyandırmaya değil.

Aksi takdirde kaş yapayım derken göz çıkarabilirsiniz; spiritüel bir yolda olduğunuzu düşünürken gizlice egonuzu besliyor olabilirsiniz. Neye merkezlendiğinize dikkat edin. İçsel deneyimleriniz de size kalmalı. Başkalarına anlatmak hem egoyu şişirme, hem de karşınızdakinin kendini karşılaştırıp yetersiz hissetme döngüsüne girmesine yol açabilir – kimseye faydası yok. Bırakın içsel yolculuğunuzun meyveleri; dışarıya yüksek frekans olarak yansısın, kendini ispat hikayeleri olarak değil.

İçsel meyvelerini kısmen paylaşanların yer aldığı güzel bir video önerebilirim: https://youtu.be/4OjqkDghPGg

Yoga hocası olabilir miyim?

Neden olmasın? Yeterince uzun süre yoga yapıp, bu işin öğretmenliğini yapma konusunda içsel bir çağrı hissederseniz, bu yola adım atabilirsiniz. Hocalarınız ve yoga merkezleri sizi bu konuda yönlendirecektir. Ancak, birkaç yüz saatlik hocalık eğitimini göze almanız gerekecektir. Eğitimin sonunda, uluslararası geçerliliği olan bir sertifika alabilecek olmanızı öneririm.

Daha fazla bilgi?

Türkçe kaynak isterseniz, Esra Karaosmanoğlu’nun Acemi Yoginin El Kitabı adlı eserini önerebilirim. Bu yazıda değindiğim noktaları ve daha fazlasını; üzerine yoga felsefesinin 8 bileşenini ve beslenme, uyku gibi hayat alışkanlıkları hakkındaki tavsiyeleri de ekleyerek detaylı bir şekilde ve mizahi bir dille ele alıyor. “Yogaya giriş” niteliğinde tavsiye edebileceğim, eğlenceli ve bilgilendirici bir eser.

İngilizce kaynak ise çok fazla var, Google’a bir göz atmanız yeterli.

Standard